11 Ekim 2018 Perşembe
10 Ekim 2018 Çarşamba
Aşkın Kavurduğu Güneş Zeki Müren
Kitabın adı: Aşkın Kavurduğu Güneş
Zeki Müren
Yazarı: Radi Dikici
Yayınevi: Remzi
Basım yılı ve sayısı: Mayıs 2018,
I.baskı
Sayfa adedi: 328
Onu hiç böyle tanımadınız,
bilmediniz...
Bu kitapta, inatçılığı, kıskançlığı, kindarlığı, hasisliği gibi zaaflarının yanısıra, ulaştığı yerde tek olma arzusuyla yanan ve bazen de anlaşılmaz bir gönül zenginliği sergileyip, âşık olduğu zaman onu sonuna kadar yaşayan bir insan var...
Bu kitapta, inatçılığı, kıskançlığı, kindarlığı, hasisliği gibi zaaflarının yanısıra, ulaştığı yerde tek olma arzusuyla yanan ve bazen de anlaşılmaz bir gönül zenginliği sergileyip, âşık olduğu zaman onu sonuna kadar yaşayan bir insan var...
Zeki Müren’li günler
BİYOGRAFİ/ANI kitaplarının önemini, tanıtıcı işlevini
savunurum. Ancak bu kitapların nesnel bir anlayışla yazılmasını isterim.
Yoksa bir savunma, yüceltme amacıyla yazılmışsa,
övülene yarar değil zarar getirir.
Radi Dikici’nin yazdığı Zeki Müren–Aşkın Kavurduğu Güneş* kitabı gerçek bir
Zeki Müren kişiliğini ortaya koyduğu için, beğenerek, yargıları onaylayarak
okudum.
Kitabın ilk sayfasında sevgili dostum Yılmaz Karakoyunlu’nun bir dörtlüğü
yer alıyor:
“Her güftede, her bestede çağlardı sesi
Her nağmede gök kubbeyi dağlardı sesi
Emsalini ilham edecek benzeri yok
Âlemleri ahretlere bağlardı sesi”.
Zeki Müren’i az da olsa tanıdım. Hürriyet’in bir toplantısı için gittiğim Derya Motel’de akşam çaylarında buluşurduk, beni odasına davet ederdi.
Zeki Müren’i az da olsa tanıdım. Hürriyet’in bir toplantısı için gittiğim Derya Motel’de akşam çaylarında buluşurduk, beni odasına davet ederdi.
İzmir’de fuar döneminde okuyacağı için soğuk bir şey yemezdi, içmezdi.
Günbatımında bir-iki dize okur, bir şarkı mırıldanırdı, benim gibi
günbatımında sıkılırdı, ‘Bir dost bulamadım gün akşam oldu’yu söylerdi.
Yusuf Nalkesen’le birlikte onu Caddebostan Gazinosu’nda dinledim. Zalim bir
alaycı yanı vardı. İnsan sarrafı denilen özelliği dikkatimi çekti.
Zirvedeki sanatçının kaderi budur.
Sahne ışıkları sönüp alkışlar bitince, yalnızlığınızın vakti gelir.
Dikici’nin kitabı, bir araştırma ürünü, belgeleri okumuş, tanıyanlarla
konuşmuş, tanıklıkları ihmal etmemiş.
Sanatçının yaşamının parlak yanlarını okuruz ama hayatın kulisinde neler
yaşadığı yazılmaz, söylenmez.
Maksim’deki bir davette Fahrettin Aslan, bir belge imzalamadığını, çünkü
sözünü her zaman tuttuğunu söylemişti.
Dikici’nin kitabında maddi ve manevi haksızlıklara uğradığına değiniliyor
ama hiçbiri hukuki süreci başlatmadı.
Bir sanatçı disiplini konusunda örnek yaşamından da örnekler verelim.
Konser vereceği mekâna iki saat önce geliyor, hazırlıkları, eşlikçileri
yönlendiriyor.
Her akşam, konserin kaydını alıp eve öyle gidiyor, o geceki hataları tespit
edip ertesi gün düzeltmek için çalışıyor.
Sevdikleri, sevmedikleri, yardım ettikleri, harcadıkları kitabın okunması
gereken sayfaları.
Onunla film çevirenler, çekim arasında nasıl konuşmalarıyla, esprileriyle
ortamı neşelendirdiğini anlatmışlar, röportajlarda söylemişler.
Onu sahnede dinleyenler, dinleyici psikolojisini nasıl hep canlı tuttuğunu,
sık sık kıyafet değiştirdiğini anlatmış.
Zeki Müren’i ailemle birlikte Küçükçiftlik Parkı’nda dinledim.
O günlerin, kadınlar matineleri meşhurdu, yaşayanların, çalışanların
anlattıklarına göre günler önceden satılırmış, satışa çıkar çıkmaz da bitermiş.
Açıkhava’da verdiği ilk konserin biletleri bir buçuk günde tükenmiş.
Dikici’nin kitabında, o günleri yaşamayanların, o günler hakkında bilgisi
olmayanların mutlaka okunması gereken satırları, sanatçının Aspendos’ta verdiği
konser hakkındaki bilgilerdir.
Kötü sahne koşulları içinde yapılmış bir konser. Bir karavanda giyinip
soyunuyor. Gideceği bir tuvalet de yok.
Aspendos doluyor, kapıda giremeyenleri görünce kapıları açtırıyor onları da
içeri alıyor.
Hiç kimseye o kadar çiçek gönderilmemiş.
Müzeyyen Senar’la birlikte Bebek Gazinosu’nda çalışırken, Müzeyyen Senar o
gelen çiçeklerin sayısı karşısında şaşırmış.
Hep tartışılan bir konudur 1 Ocak 1951’de Perihan Altındağ Sözeri’nin
yerine radyoda söyledi. Kimilerine göre ani, kimilerine göre hazırlanmış
bir konserdir.
Bütün yükselişlerde bir adın hamiliği söz konusudur, Zeki Müren için de bu
ad Hayri Terzioğlu’dur.
Sahnelerde, dergilerde olduğunuz sürece varsınız. Zeki Müren’in ameliyatı
haberinden sonra çevresi birçok telefon, telgraf alacaklarını sanırlar. Arayan
sadece Nurhan Damcıoğlu’dur.
1980 yılında Lunapark’taki son konserinden sonra Muzaffer Özpınar’a
noktalayışını anlatır:
“Kaçacağım bu işten... Dünyanın hiçbir yerinde yoktur (bir sanatçı) yedi
gün her gece şarkı okusun... Bugüne kadar hep kapalı gişe oynadım. Yarın öbür
gün gördün mü beş masa eksik, on masa boş, intihar ederim.”
Hıncal Uluç
(…)
- Hayri Terzioğlu, Zeki Müren'i Zeki
Müren yapan kişidir. 1960 yılına kadar Demokrat Parti'nin Bursa il başkanı ve
aynı zamanda zengin bir iş adamıydı. Ayrı bir siyasal ağırlığı vardı. Ta
1946'da liseden başlayarak üniversite dahil tüm öğrenim giderlerini karşıladığı
gibi, 1960 yılına kadar her türlü siyasal gücünü Zeki Müren'in arkasına koyarak
onu meşhur etmek için dahiyane bir program uyguladı..
- Yakın elemanlarından Berrin Hanım anlattı..
"Program bitince, gazinodan normal olarak saat birde ayrılırdık. Ama bizim için gece, sabaha karşı beşte biterdi. O gece okuduğu programın bandını başından sonuna dinlerdi." - Gene elemanı Ümran hanım anlattı.. "Müthiş bir taklit ustasıydı. Kimleri taklit etmezdi ki, Fahrettin Aslan, Osman Kavran, Bülent Ersoy, Cahide Sonku, Gönül Yazar, Bedia Muvahhit, Behiye Aksoy ve hatta çok sevdiği Müzeyyen Senar'ı.
İnanılmazdı...
- Bazı geceler hüzünlenirdi. Ailesi ile ilgili duyguları içinde bir yara idi. Onu hiç sevmediklerini söylerken gözyaşlarını tutamazdı. Hele imkanları olduğu halde, ailesinin okul giderlerinin ödenmesini Bursa tüccarlarından Hayri Terzioğlu'na bırakmasını hiç affetmemişti." - Tüm hayatını müthiş bir disiplin içinde yaşadı.
Verdiği söze sonuna kadar sadıktı. Cahide Sonku ile geçirdiği acı tecrübeden sonra, hiçbir belgeye imza atmadı. Ama sözünün eriydi. Onun sözü sözdü.
- Eli çok sıkı bir insandı. Evine kimseleri davet etmezdi. Her zaman sakin bir ev hayatını tercih etti.
Akşamları evinde oturmayı seven mazbut bir aile babası gibi yaşadı.
- Hakkında çıkan hiçbir haberi tekzip etmedi.
"Haberi bir kişi okur, tekzip edilirse bin kişi," okur derdi.
- Kıskanç bir insandı. Sırf sahnede allı pullu elbise giydi diye Gönül Yazar'ı, onun okuduğu şarkılardan birini okuduğu için Nigar Uluerer'i, daha çok alkış aldı diye Muzaffer Akgün'ü alt kadrosundan kovdu.
Onun her sözü gazino patronları için bir emirdi.
Aksini yapmaya hiç kimse cesaret edemezdi.
Fahrettin Aslan bile..
- Hayatında en çok kıskandığı ve dikkatle izlediği kişi Bülent Ersoy'du. Bülent Ersoy'u sahneye çıkardı diye, bir daha geri dönmemek üzere 1972'de Fahrettin Aslan'ı yani Maksim Gazinosu'nu terk etti.
- Yaşadığı sürece müzik piyasasında kurduğu büyük otorite ve saygıyı ne ondan önce, ne de ondan sonra hiçbir sanatçı kuramamıştır. Safa Önal, "Hayatta iki kişiye adıyla hitap edemedim. Biri Zeki Müren, ikincisi Turkan Şoray'dı" diye anlatır.
- Hayatında bir kez âşık oldu. "Ben sekiz sene, 1962'den 1970'e kadar, büyük bir aşk yaşadım. Aşk sarhoşu oldum. Güzel bir sevgiydi. Şarkılarımı, şiirlerimi yalnız onun için düşünüyordum... Düşünün.
Karşınızda on bin kişi var ve siz sadece bir kişi için okuyorsunuz" derdi.
- Yakın elemanlarından Berrin Hanım anlattı..
"Program bitince, gazinodan normal olarak saat birde ayrılırdık. Ama bizim için gece, sabaha karşı beşte biterdi. O gece okuduğu programın bandını başından sonuna dinlerdi." - Gene elemanı Ümran hanım anlattı.. "Müthiş bir taklit ustasıydı. Kimleri taklit etmezdi ki, Fahrettin Aslan, Osman Kavran, Bülent Ersoy, Cahide Sonku, Gönül Yazar, Bedia Muvahhit, Behiye Aksoy ve hatta çok sevdiği Müzeyyen Senar'ı.
İnanılmazdı...
- Bazı geceler hüzünlenirdi. Ailesi ile ilgili duyguları içinde bir yara idi. Onu hiç sevmediklerini söylerken gözyaşlarını tutamazdı. Hele imkanları olduğu halde, ailesinin okul giderlerinin ödenmesini Bursa tüccarlarından Hayri Terzioğlu'na bırakmasını hiç affetmemişti." - Tüm hayatını müthiş bir disiplin içinde yaşadı.
Verdiği söze sonuna kadar sadıktı. Cahide Sonku ile geçirdiği acı tecrübeden sonra, hiçbir belgeye imza atmadı. Ama sözünün eriydi. Onun sözü sözdü.
- Eli çok sıkı bir insandı. Evine kimseleri davet etmezdi. Her zaman sakin bir ev hayatını tercih etti.
Akşamları evinde oturmayı seven mazbut bir aile babası gibi yaşadı.
- Hakkında çıkan hiçbir haberi tekzip etmedi.
"Haberi bir kişi okur, tekzip edilirse bin kişi," okur derdi.
- Kıskanç bir insandı. Sırf sahnede allı pullu elbise giydi diye Gönül Yazar'ı, onun okuduğu şarkılardan birini okuduğu için Nigar Uluerer'i, daha çok alkış aldı diye Muzaffer Akgün'ü alt kadrosundan kovdu.
Onun her sözü gazino patronları için bir emirdi.
Aksini yapmaya hiç kimse cesaret edemezdi.
Fahrettin Aslan bile..
- Hayatında en çok kıskandığı ve dikkatle izlediği kişi Bülent Ersoy'du. Bülent Ersoy'u sahneye çıkardı diye, bir daha geri dönmemek üzere 1972'de Fahrettin Aslan'ı yani Maksim Gazinosu'nu terk etti.
- Yaşadığı sürece müzik piyasasında kurduğu büyük otorite ve saygıyı ne ondan önce, ne de ondan sonra hiçbir sanatçı kuramamıştır. Safa Önal, "Hayatta iki kişiye adıyla hitap edemedim. Biri Zeki Müren, ikincisi Turkan Şoray'dı" diye anlatır.
- Hayatında bir kez âşık oldu. "Ben sekiz sene, 1962'den 1970'e kadar, büyük bir aşk yaşadım. Aşk sarhoşu oldum. Güzel bir sevgiydi. Şarkılarımı, şiirlerimi yalnız onun için düşünüyordum... Düşünün.
Karşınızda on bin kişi var ve siz sadece bir kişi için okuyorsunuz" derdi.
9 Ekim 2018 Salı
Kırklareli ve Çevresi
08 Ekim 2018
Sevgi –
İsmail A
Aynur –
Nihat A
Kırklareli,
-Kahvaltı
-Müze
-Karaca İbrahim Bey Camii
-Hızır Bey Arasta (Bedesten)
-Hızırbey Hamamı
-Hızır Bey Camii (1383)
-Papazın Evi
-Celepoğlu Konağı
-Atatürk Evi
-Ali Rıza Efendi Kültür Evi
-Kültür ve Sanat Evi
Bulgaristan
hududu (Dereköy Sınır Kapısı, Hamzabey),
Dereköy,
-Çukurpınar Köyü Camii
Dupnisa
mağarası, (Nihayet)
Demirköy, (İşte 2013 yılında grup halinde çay
kahve içtiğimiz, köfte oğlak eti yediğimiz mekânlar)
İğneada
Longoz Ormanları,
İğneada, (İşte fellik fellik yemek yemek için
soruşturduğum eşiklerini araştırdığımız mekânlar)
Limanköy,
-Limanköy Hatice Namlı Camii
-Cafe Limanköy
Vize
(Sakin şehir)
-Vize Pazarı
-Uğur Lokantası akşam yemeği
-Uğur Lokantası akşam yemeği
-Merkez Yeni Camii
Kırklareli
Kırklareli Müze
Kırklareli Karaca İbrahim Bey Camii
Kırklareli Hızır Bey Arasta (Bedesten)
Kırklareli Hızır Bey Hamamı
Kırklareli Hızır Bey Camii
Kırklareli Papazın Evi
Kırklareli
Dereköy Sınır Kapısı
Dupnisa Mağarası ve çevresi
İğneada Longoz Ormanları
8 Ekim 2018 Pazartesi
Bahriyem!
Tşk İ.A.
Zeliha (Bahriye) (Kılıç) Alkaç
Doğum yeri:
Rize Çayeli Altıntaş
Rize Çayeli Altıntaş
Doğum/ölüm tarihleri:
13.03.1922 - 08.10.2016
13.03.1922 - 08.10.2016
Evlenme yılı:
1949
1949
Anne/baba isimleri
Rabia Kılıç (Baba/anne isimleri: Halit / Gülfe) Doğum/ölüm tarihleri: 1894-19.05.1978
Rabia Kılıç (Baba/anne isimleri: Halit / Gülfe) Doğum/ölüm tarihleri: 1894-19.05.1978
Hüseyin
Kılıç (Baba/anne isimleri: Yakup / Fatma) Doğum/ölüm tarihleri: 1889 - 15.07.1970
Evlatları:
Nihat
Alkaç 23.04.1950
İsmail
18.12.1952
Hümeyra
(Erdal) 13.01.1956
Necati
11.03.1959
Ümmi(ü)han
(İşoğlu) 28.11.1962
İkametgâhları:
İstanbul Fatih Kıztaşı
İstanbul Fatih Kıztaşı
İstanbul
Fatih Vatandaş Sok
Rize
Haldoz
Rize
Dalyan
İstanbul
Fatih Atikali, Gül Apartmanı
Bahçelievler
Ümraniye
Soyak
-Babam(ız),
Annem(iz)e, “Bahriyem” diye hitap ederdi.
Annem(iz)
de babam(ız)a, “Hüseyin Efendi” diye seslenirdi.
-5 çocuk
yetiştirmek!...
-İstanbul
Kıztaşı: (1949-1954) Babamın bakkal dükkânı var. İki ayrı evde kirada oturuldu.
Ayrı ayrı evlerde doğan iki çocuk. Benim doğduğum ev hâlâ duruyor.
-İstanbul
Fatih: Önde babamın bakkal dükkânı arkada dublex denilebilecek daire, bahçesi
de var. Kendi mülkümüz. Dükkânda yardım edilecek, çocuklara bakılacak. İki
çocuğun üzerine gelen Hümeyra kardeşimiz.
-Haldoz’daki
babaannemizin iki katlı evi: (1957-1959) Su kuyusu, çevre temizliği, koca
bahçedeki sebzeler ve meyve ağaçları, 3 çocuğun üzerine doğan Necati kardeşimiz
-Rize,
Dalyan… (1960-1967) İki katlı evimizin bahçesi: su kuyusu, yanan ateşin
üzerinde simsiyah bir kazan içindeki suda kaynatılan beyaz çamaşırlarımız,
kümesteki tavuklar, odun ve kömür deposu, meyve ağaçları, koca tencerelerde
pişen yemekler, gaz ocağından kuzineye geçiş, kiracılarımızın ve mahallenin
çocukları. Dört çocuğun üzerine doğan Ümmi(ü)han kardeşimiz.
1960-67 yılları arasında ikamet ettiğimiz bilahare İstanbul'a göç ederken sattığımız iki katlı ev iki yıl kadar önce yıkılmış, bahçesindeki kiraya verdiğimiz üç katlı ev de yıkıldı yıkılacak vaziyette... Onlarca ağaç vardı, yok olmuş ya da yok edilmiş maalesef.
-Annem(iz)
de babam(ız) da kız evlatlarına çok düşkündüler.
-Rize’deki
evlerin satışı ile satın alınan İstanbul Atikali’deki daire (1967). 5 kardeş aynı evde. Tüm kardeşler öğrenim
görüyor. Zorlu şartlar.
Bilahare
Bahçelievler’de ve Ümraniye Soyak’ta… genelde bir başına
-Annem(iz)
7 torun büyüttü. Öyle lafın gelişi değil.
-Anneannem
kadar değilse de annem(iz) de çok güçlü bir kadındı. Karşılaştığı zorlukları
hatırladıkça…
Harika
olmuş kalemine sağlık
Bize de hatıra
Ben de babaannemin beni teravih namazına götürürken (Fatih gül apt) dedemin örgü yün şapkalarını sakladığını ve sokakta 2 adım ötedeki camiye giderken üşümeyeyim diye başıma taktığını hatırlıyorum
Çok severdim dedemin şapkalarını ama bana bir şekilde kandırıp vermezdi 😅
Sırtımıza tentürdiyotlar sürerdi ah babaannem öyle özlüyorum ki burnum sızlıyor
Bize de hatıra
Ben de babaannemin beni teravih namazına götürürken (Fatih gül apt) dedemin örgü yün şapkalarını sakladığını ve sokakta 2 adım ötedeki camiye giderken üşümeyeyim diye başıma taktığını hatırlıyorum
Çok severdim dedemin şapkalarını ama bana bir şekilde kandırıp vermezdi 😅
Sırtımıza tentürdiyotlar sürerdi ah babaannem öyle özlüyorum ki burnum sızlıyor
Elif
6 Ekim 2018 Cumartesi
2 Ekim 2018 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















