23 Kasım 2020 Pazartesi

Alhaz diyor ki (47)

 




Geçmişe özlem: Yer yatağı (Zorunlu)

EDE




 

 

Almanya’dan haber var:

TN





 

Merhaba TEB Ataşehir Ortaokulu






 

Başucumdaki kitap

Ters Kanatlı şahin, Osman Balcıgil




 

"Televizyon olmadığı için pencereden bulut seyretmeye başladım. Oradaki yayın çok iyi, haberleri daha güvenilir, gelip geçen bir iki uçak dışında pek reklam almıyorlar ve asıl önemlisi akşamları gök gürültülü sürpriz programlar var. Filmler genellikle kırlangıçların hayatı üzerine ve belki biraz monoton, ancak oldukça realist."

Ulus Baker


 

Dingin deniz mi dalgalı deniz mi?

Akdeniz mi, Karadeniz mi?

Konu dinginlik veya hareketlilik ise tabii ki Karadeniz

Sıcak denizler mi soğuk denizler mi?

Akdeniz mi Karadeniz mi?

Tercihim sıcak denizden yana: Akdeniz. İlla ki Olimpos, Patara.

 

 

 

Almanya’da çekilmiş

En sağdaki Prof Uğur Sahin, eşi Özlem Türeci ile birlikte Covid 19 aşısını bulan adam, kucaktaki kardeşi diş hekimi, ayakta çorabı delik olan modacı olmuş..



 

 

Ekonomist


 


 

Kuruluş Osman







 

Cuma hutbesi

 CENNET: MÜMİNLERİ BEKLEYEN SONSUZ NİMET (20 Kasım 2020)

İzzet ve celâl, ikram ve kemal sahibi olan Rabbimiz, bizlere dünya ile başlayıp ahirete uzanan bir hayat bahşetti. İmtihan durağı olan dünyada yapıp ettiklerimizin karşılığını, sonsuzluk yurdu olan ahirette mükâfat veya ceza olarak göreceğimizi bildirdi. İman edip faydalı işler yapmak için aklını, yüreğini, yeteneklerini, malını ve imkânlarını seferber edenleri cennetle müjdeledi. Ama hakkı inkâr edip hakikate sırtını dönerek kötülük yolunda ömrünü harcayanları acı bir azapla uyardı. 

Eşsiz nimetlerle bezenmiş olan cennet, barış ve huzurun daim olduğu ebediyet diyarıdır. Allah’ın rızasını gözeterek yaşayan, ibadetlerini ihlasla eda eden, güzel ahlâktan taviz vermeyen kulların ödülüdür. Rabbimize ve sevdiklerimize kavuşacağımız sevinç ve mutluluk yuvasıdır.

 

 

İşte damak çatlatan göze hitap eden, Malatya’dan… Kâğıt kebabı

Kuzu etinin yanı sıra patlıcan, domates ve biber kullanılarak yapılan ve Osmanlı’nın son dönemlerinden bu yana tüketilen kağıt kebabı, iştah kabartan lezzet…





9 Kasım 2020 Pazartesi

Alhaz diyor ki (45)

 




"Dostlar yok artık, herkes kendine-konjonktüre uygun müttefik seçiyor."

 

Gerçek okur kitap değil, bir mesele peşinde koşar.

 

Türkiye'de doğup büyüyüp kendini Fransız sanmak, öyle de kalmak!

 

Dinlemek başka, görmek başka, hissetmek ise bambaşka.

 

Nihat, spor sever, müzik sever, tiyatro sever, okumayı sever, sinemayı sever, insanları sever, yaşamı sever, en çok da SEN’i sever.

 

‘Taşın kalbi yok ama onu da yosun sarıyor’ Beni de sen sarıp sarmalıyorsun, yosun tutmak bir yana sayende ışıl  ışılım.

 

Temeli köleliğe, soykırım, talan ve barbarlığa dayanan Batı uygarlığı!..

 

İzmir’i de İzmirlileri de severim. (N)

Ancak depremde sınıfta kaldılar.

Onca uyarıya rağmen araçlarına binip trafiği Çin Seddi’ne çevirmeleriyle…

 

28 Ekim 2020

MEVLİD-İ NEBİ

Sâffât Sûresi

182 âyettir. Sûre, adını ilk âyette geçen “es-Sâffât” kelimesinden almıştır. Sâffât, sıra sıra dizilenler, saf saf duranlar demektir. Sûrede başlıca, meleklerden, cinlerden, kıyamet ve ahiret olaylarından söz edilmekte; Nûh, İbrahim, İsmail, İshak, Mûsâ, Hârun, İlyas, Lût ve Yûnus Peygamberlerin kıssalarına yer verilmektedir.

 


Hayırlı kandiller halacım...isim babam 

Kerem

 

 

31 Ekim 2020 Cuma hutbesi: Peygamberimiz ve Çocuk

“Hiçbir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha kıymetli bir miras bırakmamıştır.”

 

06 Kasım 2020 Cuma hutbesi: "Mümin Sorumluluk Sahibidir"

Namaz kılmak gibi, merhametli olmak da müminin sorumluluğudur. Oruç tutmak gibi, dara düşene el uzatmak da insanî ve İslâmî bir görevdir. Zekât vermek gibi, her işi dürüst ve hilesiz yapmak da bizim kulluk vazifemizdir.

 

Beyyine Sûresi

8 âyettir. Beyyine, apaçık delil demektir.

Şüphesiz, iman edip, salih ameller işleyenler var ya; işte onlar yaratıkların en hayırlısıdırlar.

Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır.

 


Ece geliyor Ece!

 

En Hüzünlü Eylül’den

Osman Balcıgil

“Her şeye birden sahip olma arzusu, ötekilere yukarıdan bakma, küçümseme, doğruya doğru yanlışa yanlış dememe, pusu kurma, yalan dolan… Daha sayayım mı?”

N: Temiz siyaset, ölçülü, kavgasız dövüşsüz, kem söz olmadan, saygılı, edepli,  kişileri hedef almadan… hayal gibi olsa da dile getirmek istedim işte.

 

 

 

"Papyon takmakla, mini etek giymekle, içki içmekle 'Atatürkçü' olamazsın; Nâzım Hikmet'in ifadesiyle 2. Kurtuluş Savaşı'mızın neresindesin, onu söyle! Aynı şekilde, sakal bırakmakla, tespih çekmekle de "Müslüman" olamazsın; müstevli kuşatmasına karşı nerde duruyorsun, mesele orda..."

 

 

“Kim sineye çeker kırbacını zamanın...

 Kim katlanır zorbanın zulmüne, kibirlinin

 küstahlığına, aşkın hor görülmesine, yargıdaki acze,

 Yetkinin kötüye kullanılmasına,

 Vefanın satılık olmasına”

Shakespeare


 

Kötü haberleri okumayın, okutmayın, size anlatmaya kalkanı da tersleyin!

Sosyal medyanın en büyük gayreti, devletle halkın arasını açmak ve halkın inanç duygusunu yok etmek..
"Sağlık Bakanı yalan söylüyor..
Benim bir hastanede çalışan doktor arkadaşım dedi ki, gerçek ölümleri saklıyorlarmış" diye bir tweet atın.. Bir saat sonra bütün "Falancagazete.com" adresinde anons edilir. Cebinize ya da tabletinize anonsu düşer. 
İyi haber yazın.
Tekrarlayan olmaz.
Çünkü bizim meslekte iyi haber haber değildir. Ne tiraj getirir, ne reyting..


 

Sözünü ettiklerim gerçek anlamda bu sanal alemden uzak olanlar. Bunu tercih edenler.
Instagram'da bedenlerini, mahremiyetini, kişiye özel anlarını teşhir etmeyi "hâlâ" bir ihtiyaç olarak hissetmeyenler mesela. Siyasi sohbetlerini, masalarında tanımadığı insanların oturduğu kocaman bir kahvehaneye dönüşen Twitter'da yapmayı normal bulmayanlar. Arkadaşlarının, hısım akrabanın, ahalinin doğum günlerini, kandilleri, bayramları Facebook'tan like'layarak değil eski usul kutlayanlar...
Evet "garip" insanlar...(N: Bir ölçüde N da bu tanıma uyuyor)

(…)
Gündemleri kesinlikle daha renkli ve çeşitli. Çünkü kendilerine özgü. Twitter'da organize üç beş provokatör, sahte hesaplarla "Kemalist cumhuriyeti yıkacağız" tartışmasını ülkenin birinci gündemi haline getirirken onlar yaşadıkları, algıladıkları hayatlarıyla meşguller. 
Umacılarla değil, iş edindikleriyle ilgileniyorlar. 

 

 

Kalbin temizse hikâyen mutlu biter, Hakan Mengüç:

“İnsanların çoğu çöp kamyonu gibidir. İçleri çöp dolu bir halde dolaşıyorlar etrafta. Kızgınlık, öfke, hayal kırıklığı, hırs, kin, kavga ve küskünlük biriktiriyorlar içlerinde. Her an kavga halindeler. İçleri savaş alanı gibi… Ancak içleri fazla dolunca biriktirdikleri çöpleri bırakabilecekleri bir yere ihtiyaç duyuyorlar.”

 

Bir insanı nasıl tanıyacağınızı biliyor musunuz?

Ne okuduğuna bakın.

Ne seyrettiğine bakın.

Duvarlarına ne astığına

Raflarına ne koyduğuna

Nasıl konuştuğuna

Nasıl dinlediğine bakın.

Yapmanız gereken tek şey bakmaktır.

Bunlar size onun ruhunun nerede olduğu

ve neyle beslendiği konusunda

her şeyi bildirir.

 

AŞK, İNSANOĞLUNA YARADAN TARAFINDAN BAHŞEDİLMİŞ EŞSİZ BİR DUYGU

“Kalp ruha demiş ki: Ben severim, âşık olurum; ama acısını nedense hep sen çekersin. Ruh da cevap vermiş: Sen yeter ki sev!”

Şems-i Tebrizi

 

Çağımızın dile pelesenk olmuş bana göre çok acı:

“Aşk yalan!”

Oysa hakikat olan eşsiz deneyimlerden biridir aşk…

Yüce hakikat…

“Aşk gerçekten var mı?” diye sorgulayıp duruyor olmamızın tek nedeni, onu bir türlü anlamayışımız, kendimize göre yorumlayışımız, istediğimiz gibi olmaya zorlayışımız ve gönül terazisinden uzakta bir yerde, yani zihinde ve mantıkta değerlendirmeye çalışmamız.

Aşk sevginin en yüce hali…

İki beden arasında yaşanan değil, iki gönül arasında bağ kurandır aşk…

Yaradan’ın insan deneyimine bahşettiği kutsal deneyimlerden biridir.

Bu yüzden aşk insan bedenine, bir kadının güzelliğine, bir erkeğin gücüne indirgenemeyecek kadar derin ve anlamlıdır. Dünyevi beklentilerle, tutkularla ve ihtiraslarla tarif ettiğimiz his, aşk değildir.

Aşk, yaratılanı sevmektir, yaratandan ötürü…

 

Eski anıları biriktirmek, eski eşyaları, eski mektupları, eski acıları, yaşanmışlıkları eski tazelikleriyle toplayıp durmak insana her zaman değer katmaz. Çünkü insan bazen anı biriktirerek, acı biriktirmiş olur.

Önemli olan acıyı taze tutmak değil, deneyimin içindeki dersi alıp gerisini ait olduğu zamanın toprağına gömerek yola devam edebilmek.

 

“İşi ancak bilen yapar, az bilen akıl verir, bilmeyen eleştirir, yapamayan da çamur atar. Bunu böyle bil…”

 


 HDA Bloomberg TV

03 Kasım 2020

 

 

Güçlü lider değil, güçlendiren liderin önemi ortaya çıkacak.

 

Göğsünün üzerindeki fili kaldır.

 

Sevgi!..
Hangi acı, sevginin verdiği acıdan daha soylu daha değerlidir?.
George Sand

 

İnsan...
"İnsan, her şeyin en kutsalı olduğu gibi, en kötüsüdür de."
Eflatun

 





Hoşça kal ECE Şato!



30 Eylül 2020, Ataşehir


Dereyi görmeden paçaları sıvadık, hayırlı olur inşallah!



N: Çok yakınımızdalar böyleleri


N: Genelleme yapmak doğru değil tabii ki, yine de itirazım yok.




N: İO’nın tarihi bilgisi çok iyi olabilir, ancak köşe yazılarında hiç de başarılı değil. Evet, OP hakkındaki düşüncesine bir ölçüde katılıyorum.


N: Geçmiş zaman olur ki!



01 Kasım 2020

HINCAL ULUÇ

Vazgeçme!..
Aylardan beri hemşerim oldu, Nehir!. 
Nehir Erdoğan.. "Benim Adım Melek" dizisinin baş oyuncusu olarak, Gaziantep'te yaşıyor.. Bu yaz tatilimizi Antep merkezli Güneydoğu diye planlamıştık. Ben, ağbimler, yanımıza Nehir'in ağbisi Fırat'ı da alıp gidecektik, güya.. Salgın, ne plan bıraktı, ne program..
Şimdi Antep'i de, Nehir'i de ekranda izliyoruz ancak. Ama yönetmen Cem kardeşime alkış.. Antep'i, adeta bir oyuncu gibi kullanıyor çekimlerinde.. Nasıl güzelliklerle dolu Güneydoğumuzun incisi.. Kilis'in, rezil, perişan, leş ve pis halini görünce bir daha oraya adım atmamaya yemin etmiştim.
Antep, memleket hasretimi gideriyor..
Geçen hafta telefonuma Nehir'den satırlar düştü.. Kendi yazmış. "Vazgeçme" başlığıyla kendi sosyal medyasında da yayınlamış. Benim o taraklarda bezim olmadığını bildiğinden, bana maille yollamış.. Okudum..
Çarpıldım.. Bayıldım..
Bizim Nehir'e de çok yaramış Antep.. Zaten kalemi çok iyiydi..
Kız bir de filozof olmuş..
Buyurun okuyun ve siz söyleyin, haksız mıyım?.

*

Hayat bu... Her şey olabilir...
Hayat hepimizden büyük..
Mesela sana yalan söyleyebilirler ama sen yine de güvenmekten vazgeçme olur mu?
Mesela hırslarıyla, ihtiraslarıyla seni ezip geçmek isteyebilirler ama sen yine de dürüstlükten vazgeçme, sevmekten vazgeçme, çalışmaktan vazgeçme...
Kendinden vazgeçme!
Hayallerinden vazgeçme!
Hayatı, bütün canlıları sevmekten sakın vazgeçme!
Tam da şu anda yaşamaktan ve yaşatmaktan lütfen, n'olursun vazgeçme!
Mesela seni sevmeyebilirler;
Daha kötüsü seni yalandan seviyormuş gibi yapabilirler...
Daha kötüsü sana iftira atabilirler..
Sen ne olursa olsun yine de dürüstlükten vazgeçme olur mu...
Sevmekten vazgeçme...
Merhametten vazgeçme...
Şarkılarından, dansından, kendinden, ruhundan, hayallerinden sakın vazgeçme...
Yaşamaktan ve yaşatmaktan sakın sakın vazgeçme...
Gülümsemeye devam et!
Gereksiz gururlarının, kibirlerinin, evhamlarının gölgesinde kaybolabilirler...
Özür dilemeyebilirler, teşekkür etmeyi hiç bilmiyor hakkını teslim etmiyor olabilirler ama
Mevlana'nın ünlü sözlerinden bir tanesi der ya;
"Haklılığın ve haksızlığın ötesinde bir yer var, seninle orada buluşacağız."
Tam da şimdi, sakın vazgeçme!
Unutabilirler; hatırlamaktan vazgeçme...
Kandırabilirler, inanmaktan sakın vazgeçme...
Hakikat biricik ve gerçeğe aşık;
Ay dünyaya, dünya güneşe aşık..
Sen de AŞK'tan sakın vazgeçme!
Vazgeçme olur mu?
İyiden, doğrudan sakın vazgeçme!

 

 

01 Kasım 2020

MELİH ALTINOK

Bu kez sanki daha bir farklı sallandık

Cuma günü İzmir'de yaşanan deprem sonrası tüm Türkiye kenetlendi.
Samimi hislerini paylaşanlar bir yana herkes bir şekilde elini taşın altına sokmaya çalıştı. Kimi enkaz altında kurtarılmayı bekleyenlerin mesajlarını yetkililere ulaştırmak için çırpındı. Kimisi de gece depremzedelere kapılarını açacak otelleri organize etti.
Hazır ve nazır olduğunu gösteren iktidar da örnek bir performans sergiledi. İlgili bakanlar ve kentin milletvekilleri anında deprem bölgesine gidip çalışmaları sahada koordine ettiler.
Tabii ki ilk kez böyle bir tabloyla karşılaşmıyoruz. Ama bu kez oluşan hava daha farklıydı sanki. Her zamankinden daha içten ve duygusaldı.

***

Her depremde ortaya çıkan densizler, provokatörler, iş değil laf üreten, kulp takan taşra siyasetçileri, felaket kumkuması gazeteciler yine vardı elbette.
Twitter'daki profiline başörtülü fotoğraf yerleştirmiş bir tipin "Gavur İzmir" muhabettine de tanık olduk... Depremde hayatını kaybedenlerden sadece "Laik" olanlara üzüldüğünü söyleyen seküler görünümlü hesaplara da.
Tweet'leri elden ele lanetlenen bu hesaplara girip kimlerdir diye baktım...
Türbanlı olan hesap birkaç ay önce açılmış. Muhtemelen deprem, terör eylemleri gibi kaos anlarında dezenformasyon yapmak için kullanılmak üzere...
İsminin önünde doktor, mühendis falan yazan ulusalcı hesabın sahibi ise daha çok ilgi budalası bir meczuba, kullanışlı aptala benziyordu. Daha önce "ünlü olma" şansını hayat hikâyesini anlattığı kadın programlarında hatta Ayşe Arman röportajlarında bile denenmiş.

***

Ee, 83 milyonluk ülkede de bir iki manyak, provokatör falan çok olmasa gerek.
Kaldı ki deprem anında bile insanları kutuplaştırmaya, korkuya, paniğe ve nefret haline sevk etmeye çalışanlar bu kez sağduyuya boğuldular.
AK Partilisinden 
CHP'lisine pek çok kişi bu sefer yapılmak isteneni deşifre etti. İğrenç paylaşımlar farklı kesimlerin hassasiyetine hitap etse de hedefin aynı olduğuna dair kanaat yaygın biçimde paylaşıldı.
Enkaz altından kurtarılmaya çalışılan bir kızla konuştu diye eleştirilen 
AK Partili bakanı "adam çalışıyor işte" diyerek sahiplenen CHP'liler de vardı... Din, Kitap, Allah diyerek nefretlerini kusanları herkesten önce deşifre eden AK Partililer de...
Öyle ki adıyla sanıyla trollük yapan kimi muhalif siyasetçiler, kendi seçmenlerinin bu hakkaniyetli isyanı karşında deprem anında attıkları tweet'lerini silmek zorunda kaldılar. Umarım hepsi, eğer bu tarzda ısrar ederlerse kendilerinin de "silineceğini" azıcık da olsa anlamışlardır.
Bu umut vaat eden tablonun sebebi nedir sorusuna net cevap vermek kolay değil.
Bana sorarsanız, pandemi sürecinde çok belli etmesek de, "aslında iyi oldu biraz uzaklaştığımız, çok dip dibeydik" falan desek de belli ki çok özlemişiz birbirimizi, insanlığımızı.
Geçmiş olsun.



FRANSA’NIN YERLİ VE MİLLİ MUHALEFETİ

FRANSA’da muhalif partinin lideri Le Pen, televizyonda aynen şöyle diyor:

*

“Çok açık konuşacağım. Erdoğan’ın Macron’a karşı yönelttiği tehditler, gerçekte Fransa’yı hedeflemektedir. Çünkü Macron, Fransa’nın cumhurbaşkanıdır. Macron’la aramızda milyonlarca anlaşmazlık var. Buna rağmen ben kararlılıkla Macron’un, yani Fransa Cumhurbaşkanı’nın arkasındayım.”

*

İşte size Fransa’dan yerli ve milli muhalefete çarpıcı bir örnek.

Fransa’da işler böyle yürürken bizde bazı muhalifler, “Bu Erdoğan ile Macron’un kavgası... Bize ne?” falan diyorlar.