Kitabın Adı: Morg Çıkmazı
Yazarı: Patrıcıa Cornwell
Türkçesi: Gülden Şen
Yayınevi: Altın Kitaplar
Basım yılı: 1999/2. Basım
Sayfa adedi: 335
On üç yaşında ağır yaralı bir erkek çocuğu, çöp tenekelerinin yanında bulunmuştur. Olay yerindeki parmak izleri, kısa süre önce elektrikli sandalyede idam edilen Joe Waddell'e aittir. Bu şaşırtıcı bulgular, Dr. Kay Scarpetta ve polis şefi Pete Marino'nun aklını karıştırmıştır. Daha sonra işlenen başka bir cinayet Dr. Scarpetta'yı şüpheli durumuna düşürür. Dr. Scarpetta, Pete Marino'nun yardımıyla bu bilinmeyen düşmanın peşine düşer.
Tatilde/boş zamanlarınızda hiç sıkılmadan okuyabileceğiniz bir polisiye.
Araya bu tip kitapları sıkıştırmakta yarar var.
Kitaptan alıntılar:
Demir karyolama uzanıp kirli çıplak ayaklarıma ve kapaksız beyaz tuvalete bakarken, yerde hamamböcekleri süründüğünde artık zıplamıyorum bile. Tıpkı onların beni izledikleri gibi, ben de onları izliyorum.
Gardiyanlar görmeden ne tuvalete gidebiliyor, ne burnumu silebiliyor, ne de bir sigara yakabiliyorum. Burada saat yok. Havanın nasıl olduğunu da hiç bilmiyorum. Gözlerimi açtığımda sonsuza dek uzanan bomboş bir duvar görüyorum. İnsan gitmek üzereyken neler hissetmelidir ki?
Bir günah bir başkasına yol açar.
Gökyüzü kapalıydı, rüzgâr yol kenarlarındaki ağaçları hırpalıyor ve evren bu soğuk huzursuzluğuyla aynen benim ruh halimi yaşıyordu.
Parkinson hastalığı makinenin iflas etmeden önce şiddetle sarsılmasıdır.
Lütfen oturun, Dr Scarpetta. Bir kadının tepemden bakmasından huzursuz olurum.
Hayırseverlik birisine vermek istediğinizi değil, onun ihtiyacı olanı vermektir.
Âşık olmanın içimizdeki hem en güzel, hem de en çirkin duyguları açığa çıkardığını bilirdin. Bir gün son derece cömert ve duyarlı oluruz, ertesi gün vurulmaya bile değmez bir hal alırız. Yaşamlarımız aşırı uçlarda gezinir.
Ünlü yazar Patricia Cornwell, "Romanlarımda canlandırdığım dünyada yaşamak benim için çok önemlidir," diye açıklıyor. "Canlandırdığım karakterin yapmasını ya da bilmesini istediğim her şeyi kendimde yaşamak ve bilmek isterim." Çeşitli ödüller kazanmış, Charlotte Observer gazetesinin eski polis muhabiri, Dr. Kay Scarpetta’yı tanıttığı "Otopsi" adlı ilk romanını kaleme almadan önce altı yıl, Virginia eyaletinde adli tabib şefinin bürosunda gönüllü polis memuru olarak çalışmıştır. Tüm dünyada olağanüstü beğeni kazanan "Otopsi" yazarına bir yıl içinde beş büyük polisiye roman ödülü getirmiştir. Atlantik’in iki yakasında ilk romana bu kadar çok ödül ilk kez verilmiştir. Bunu izleyen dokuz Scarpetta romanı tüm dünyada en çok satan kitaplar listesinin ilk sıralarında yer almıştır.
Kuzey Carolina, Davidson Koleji’nden mezun olan Cornwell’in, polislerin dünyasını ve çalışma yöntemlerini dile getiren üç eseri daha vardır. Patricia Cornwell Connecticut Greenwich’de yaşamakta ve adli tıp araştırmaları, hayvanları koruma, kurbanlara yardım gibi çeşitli kuruluşlara destek vermektedir.
Kuzey Carolina, Davidson Koleji’nden mezun olan Cornwell’in, polislerin dünyasını ve çalışma yöntemlerini dile getiren üç eseri daha vardır. Patricia Cornwell Connecticut Greenwich’de yaşamakta ve adli tıp araştırmaları, hayvanları koruma, kurbanlara yardım gibi çeşitli kuruluşlara destek vermektedir.
Kitabın Adı: Şüpheli Gerçek
Yazarı: Davıd Baldaccı
Türkçesi: Gülden Şen
Yayınevi: Altın Kitaplar
Basım yılı: Şubat 2000
Sayfa adedi: 479
Birbirinden çok farklı iki dünyayı birleştiren ölümcül bir sır. Ve bu sırrı çözmeye çalışan bir erkekle bir kadın... Egoların, zekanın ve gücün çarpışmasıyla kanlı bir savaş alanına dönen Amerikan Yüksek Mahkemesi'nin ardındaki gerçek...
Bu kitabı okuduktan sonra: Allah kimseyi hapishaneye düşürmesin/hele hele suçsuz yere.
Kitaptan alıntılar:
Bu cezaevindeki kapılar üç santimetre kalınlığında ve çeliktendir; fabrikadan pürüzsüz çıkmış olmalarına rağmen, şimdi üzerlerinde pek çok iz vardır. Geniş yüzeylerinde insan yüzlerinin, dizlerinin, dirseklerinin, dişlerinin izleri ve kan kalıntıları birikmiştir. Cezaevi hiyeroglifleri olan acı, korku ve ölüm orada sürekli, en azından yeni bir metal parçası haline gelene dek kalacak izler bırakmışlardır. Kapılarda göz hizasına gelen kare biçimli bir pencere vardır. Gardiyanlar buradan bakıp gözetimleri altındaki insan sürüsünün üstüne ışık tutarlar. Hiçbir uyarı olmaksızın coplar birer silah patlaması gibi kapılara çarpar. Kıdemliler buna iyi dayanır. Sessiz bir başkaldırı içinde gözlerini yere indirip belirli bir noktaya bakmadan öylece dururlar, ama hiç kimse buna ne aldırır, ne de fark eder. Mahkûmlar her seste ya da ışık vurmasında gerilir; bazıları pamuklu pantolonlarına işer ve siyah, alçak ayakkabılarının kenarından yere akıp gitmesini seyrederler.
Küçük hatalar büyüklerine yol açar.
Fiske dışarı çıkarken parmaklıklı pencereden cezaevi arabasından inen yeni bir grup mahkûmu gördü. Zincirler asfaltta şakırdıyordu. Çoğu siyah ya da Latin asıllı delikanlılardı. Daha şimdiden birbirlerini süzüyorlardı. Efendinin köleleri. Kim önce kesilir ya da ezilirse. Birkaç beyaz hücrelerine gidemeden korku ve panikten ölecekmiş gibi görünüyorlardı.
Burası resmen bir huzureviydi; yaşlıların ölmeye geldikleri bir yer. Fiske koridorda yürürken inilti ve bağrışmaları duymazdan gelmeye çalıştı. Güçsüz bedenleri, öne düşmüş başları, işe yaramayan kol ve bacakları, duvarın önünde alışveriş arabaları gibi dizilmiş, hiç gelmeyecek dans eşlerini bekleyen tekerlekli iskemleleri gördü.
Fiske arka bahçeye çıktı, garaja giden yan kapıyı açtı, içeri girip dolaptan bir bira aldı. Nem hâlâ ıslak bir battaniye gibi üstlerini örtüyordu. Soğuk şişeyi şakağına tutup serinliğin işlemesini bekledi. Bahçenin arka ucunda küçük bir küme halinde eğilmiş ağaç ve paslı direklerle tellere hâlâ asılı kalmış, kurumuş bir asma vardı. Fiske oraya gidip ağaçlardan birine yaslandı. Çimenlerin kuytu bir noktasına baktı. Fiske kardeşlerin birlikte büyüdükleri çoban köpeği Bo burada gömülüydü.
Mike ertesi gün okula gittiğinde, John babasıyla birlikte köpeği oraya gömmek için evde kalmıştı. Mike geldiğinde arka bahçede Bo için küçük bir tören yapmışlardı. Mike büyük bir ciddiyetle İncil’den bir bölüm okumuş, ikisi basit mezarın başucuna bir taş parçası koyup üzerine de kalemle Bo’nun ismini yazmışlardı.
Sanki düşüncelerine yanıt olarak, Jordan Knight pijamalarıyla arkasından sokulup ona sarıldı.
“Biliyor musun, her gün şafak sökerken başlamak gerektiğini söyleyen bir yasa yok. Yatakta sokulmak da ruha iyi gelir.”
“Sizin de geç saatlere kadar uyuduğunuzu hatırlamıyorum, senatör.”
“Her ikimiz de buna özel bir çaba göstermeliyiz sanırım. Nerelere varacağını kim bilebilir? Yaşlanmaya karşı en iyi savunmanın seks olduğunu duymuştum.”
Oda loş ve gölgeliydi. Ancak ışıksız görmeye alışıktı ve yıllar içinde bu konuda bir tür uzman olmuştu. Hapiste geçirdiği yıllar kulaklarını o kadar keskinleştirmişti ki, neredeyse birinin düşündüğünü bile duyabilirdi. Hapiste her ikisini de çok sık yapardınız: Düşünmeyi ve dinlemeyi.
“Bir kadının hayattaki en büyük derdi, her zaman erkekleri kontrol etmek zorunda oluşu, değil midir?” dedi.
Elizabeth gülümseyip kocasının yüzüne dokundu. “Bana çok iyi bakıyorsun, biliyor musun?”
Jordan gülümsedi. “Elinde değerli bir şey varsa, aksini yapamazsın.”
“Bak, Rüfus, annem öldü, tamam mı? Uzun zaman oldu. Mezarının neye benzediğini bilmesine olanak yok. Ben de orada olanlardan sonra, lanet topraktan bazı yaprakları süpüreyim diye ta Alabama’ya gidecek değilim. Kasabanın Harms ailesine yaptıklarından sonra olmaz. Bu yüzden hepsinin cehennemde yanmalarını diliyorum. Eğer bir Tanrı varsa, ki bu konuda büyük kuşkularım var, o halde bunu yapması gerekir. Eğer ölüler için kaygılanmak istiyorsan, devam et. Ben önemli konularla ilgileneceğim. Seni ve beni yaşatmakla.”
Bu dünyada kimsenin gücü Tanrı’yı benden almaya yetmez.
“Kural bir: Hiç kimseye güvenmeyeceksin.” “Yaşamak ya da ölmek için.”
Sara, “Güzel bir gülümseyişin var,” dedi. “Daha sık kullanmalısın.”
Uyuduktan sonra Sara’yı seyretmişti. Gece karanlığında birbirine karışan kokuları ikinci bir deri oluştururken, sanki Sara ona, o da Sara’ya aitmiş gibi gelmişti.
Yüzeysel görünümler çok yanıltıcı olabiliyordu; gerçeğe ulaşmak için insanın biraz daha derine eşelemesi gerekiyordu.
Onu seyretmek, şiddetli güneş ışığı altında günden güne solan bir portreye bakmak gibiydi. Eninde sonunda bir gün gelecek ve tüm renkler kaybolmuş olacak; geriye ancak belleğindeki görüntü kalacaktı. Hayat böyleydi.
“Ben her zaman bir kadının önsezilerinin erkeğin yargılarından daha güçlü olduğunu söylemişimdir.
Josh acıyla yüzünü buruşturup doğruldu. “Beni yalnız bırakmıyorsun. Şunu bana ver.”
“Neyi sana vereyim?”
“İncil’i.”
Rufus gözlerini kardeşinden ayırmadan yavaşça koltuğun arkasına uzanıp kutsal kitabı ona verdi. Karşılığında Josh da bu kadar saattir göğsüne bastırdığı tabancayı uzattı. Rufus soran gözlerle ona baktı. John kısık bir sesle, “Adil bir değiş tokuş,” dedi.
1960 doğumlu David Baldacci, daha önce peşpeşe New York Times çoksatanlar listesine giren on beş kitabın yazarı. Kitapları kırktan fazla dile çevrildi, seksenin üzerinde ülkede satışa sunuldu. Yazar aynı zamanda, Amerika’da okur yazarlığı artırmak için çalışan, kâr amacı gütmeyen bir kurum olan “Wish You Well Vakfı”nı eşiyle birlikte kurmuş.


Teşekkürler Nihat abi.
YanıtlaSilSinan Turan.