20 Kasım 2011 Pazar

Şato/Gizli Devletin Şifresi




Kitabın Adı: Şato/Gizli Devletin Şifresi



Yazarı: Ergün Diler


Yayınevi: Turkuaz Kitap


Basım yılı: Mayıs 2011


Sayfa adedi: 196





Türkiye'nin gerçek "Efendileri" kimler?



• Cem Ersever'i ölüme götüren büyük sır ne?


• Adnan Menderes'in cezaevi günlerinde ne oldu?


• Hiram Abas'ı ölüme götüren sır neydi?


• Özal'ı ölüme götüren zehir nasıl verildi?


• Eskişehir yolunun 67. kilometresinde ne var?


• Derin devletin bilinmeyen açık adresi ne?


• Özdemir Sabancı Suikastı'nın perde arkasındakiler ne?


• Türkiye'yi kana bulayan Mossad ajanı kim?


• Amerika'nın devşirdiği ilk başbakan kim?


• Nihat Erim'in en yakın dostuna verdiği dosyada neler vardı?


• Hilalin dalgalanmasını engelleyen gizli efendinin adı nerede saklı?






ŞATO gizli devletin şifrelerini birer birer gözümüzün önüne seriyor ve cesaretle, bir ülkenin kaderinin nasıl çizildiğini deşifre ediyor.


Ergün Diler, Özdemir Sabancı Suikastı'nın perde arkasında gelişen olayları kurgusal bir üslupla anlatıyor ve yorumu size bırakıyor.


Derin devlet üzerine pek çok kitap yazıldı ama ŞATO gerçek derin devleti bulacağınız tek kitap.





Kitaptan alıntılar:



Öfkesini kontrol altına almakta zorlandığı sigara içişinden belli olan Profesör, “11 Haziran 1944’ten beri Türkiye’yi biz yönetiyoruz. Adamlar zaten bizim dediğimizden dışarı çıkamıyorlar. Maaşlarını bile yıllarca biz verdik. Ama ilk kez aramıza kan girdi,” dedikten sonra kül tablasını iki elinin arasına alarak hırsla sıktı.



“Beyoğlu’nun göbeğindeki Mısır Apartmanı’nda kurduk teşkilatımızı. Aslında temelini attığımız şey İsrail devletiydi. Ve bütün bunları Türk dostlarımızla birlikte yaptık. Bugün bir vatanımız varsa bunu buradaki kardeşlerimize borçluyuz.


Kroenke’nin özeleştiri yapmasına şaşırsa da gülümsemekten kendini alamayan Agacım, “Sizler burada İsrail’den daha güçlüsünüz. Bu topraklar sizi bağrına bastı ancak siz Türklerin tüm değerleriyle, bağlarıyla oynadınız. Yetmedi kültürlerini, aile yapılarını hatta inançlarını bile değiştirmeye çalıştınız,” dedi ve sesini yükselterek, ‘Türk’ün Türk’ten başka dostu yok,’ gibi onlarca hurafeye imza atmadınız mı?” diye sordu Kroenke’nin oturduğu masaya doğru eğilerek.






Sizlerle birlikte buradan, bu ülkeyi yönetiyorum. Bizim istemediğimiz hiçbir şey olmaz ve bizim istediğimiz her şey olur. Türkiye Türklerin bile düşünmeyeceği kadar değerli bir toprak parçası. Bu gücü kimseyle paylaşmadık, paylaşmayız. Gücümüz inancımız, inancımız sırrımız, sırrımız gücümüzdür.






“ABD Anayasası’na bağlı kalarak görevimi en iyi şekilde yapacağıma ant içerim. Yeminim ölümümdür.”






“Efendim, bizden Sakıp Sabancı’nın kardeşi Özdemir Sabancı’nın ortadan kaldırılması için her türlü bilginin toplanıp gerekli yerlerle paylaşılması isteniyor. Ve bu konuda en ufak bir hata yapılmaması özellikle emrediliyor.”






Gözünün önüne dönem arkadaşı Cem Ersever geldi. Irak’tan getirdiği C-4’lerin Uğur Mumcu suikastında kullanıldığını öğrenince çılgına dönmüştü Ersever. “Her şeyi açıklayacağım,” sözü sonunu getirmişti.






“Doğuda tesadüf yoktur. Var diyenler de ahmaktır.”






“Umuda kurşun sıksa da ölüm, unutma umuda kurşun işlemez.”






Dostluğa değer verir ancak uğruna bir şeyler feda edilebilecek dost bulamazdı.






“Yalnız geldim, yalnız gidiyorum.”






“İtaatsizliğin” ya da “itirafın” ölümün arkadaşı olduğunu çoğu kez görüp yaşamıştı. MİT’teki abilerinden Hiram Abas’ın “Sizinle çalışmıyorum. Sahip olduğum bütün dosyaları da Köşk’e vereceğim,” sözlerine nasıl fatura kesildiği hafızasından bir an bile çıkmadı. Dev-Sol’cu bir teröristin 7.65’lik susturuculu tabancasından çıkan dört kurşunla can vermişti.






“Ne hayatı önemse çılgınca, ne de hafife al aptalca. Onursuz birliktelikler yerine onurlu bir yalnızlık yaşa.”






Uğur Mumcu, ABD’nin Kuzey Irak’ta PKK’ya desteğini belgeleyen ilk gazeteci oldu. Ancak tarihi bir hata yaptı ve bunu bir meslektaşıyla paylaştı. Ve o bilgi anında ABD Büyükelçiliği koridorlarına gitti. Her sektörede o kadar güçlüler ki kiminle savaşacağını bilemezsin. Dost ile düşmanı ayıramazsın.






Napolyon’un “Bütün ülkeler tek bir devlet olsa başkent İstanbul olur,” sözünü hatırladı.






“İnsan ölmeyi göze aldığında özgürleşir.”






“İşi çok olanın ağlamaya vakti yoktur.”






“Cesaretin ölçüsü ölmek değil yaşamaktır.”






Darbeden sonra merhum Adnan Menderes’i Yassıada’ya gönderdiler. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na kimsenin bilmediği alçaklığı yaptılar. Bütün iğrençlikleri fotoğrafladılar. Merhum, mahkemede büyük utancın gizli kalmasını istediğinden kendini savunamadı. Gözyaşlarını hep içine akıttı. Söyleyecek çok sözü vardı ancak dinleyecek kimsesi yoktu. Gururunu yanına alıp darağacına gitti.






1971 muhtırasından sonra yönetimi devralan Nihat Erim de “Gizli Devlet”in kurbanı oldu. ABD politikalarını tek tek hayata geçiren Erim, daha sonra büyük pişmanlık duydu. Ve ülkeyi avucunda tutan gizli gücün üyelerini bir profesör arkadaşına açıkladı. Yuvarlak masada ettiği yemini çiğnemişti. Çanlar onun için çalıyordu. Üç gün sonra Dragos’ta korumasıyla birlikte ortadan kaldırıldı.






1980 yılında Profesör Muammer Aksoy cinayetiyle ülkeyi “laik-anti laik,” kamplaşmasına götüren ilk kurşun sıkıldı. 1990-1993 arasında PKK azarken, ABD’nin teröre sınırsız desteğini öğrenen Eşref Bitlis ve Uğur Mumcu gibi isimler bir bir ortadan kaldırıldı. Adres olarak da kendi yarattıkları anti laik cephe işaret edildi.






Özellikle 1991’den sonra 36. Paralel ABD’ye geçince Kandil’den Türkiye içindeki 33 ABD üssüne direkt hat çekildi. Ve ülkeyi bölünmeye götürmesi planlanan kardeş kavgası körüklendi. Bütün bunların komutası içerideki “gizli devletteydi.” Bu yüzden Sabancı’yı koruyamadım diye üzülme. Sen elinden geleni yaptın. Asıl görevin şimdi başlıyor. İşbirlikçileri temizle. Biz seninleyiz.






“Ayakta ölmek, diz çökerek yaşamaktan daha onurludur.”






Napolyon’un ünlü sözünü başkentin sokaklarıyla paylaştı:


“En korkulacak an zafer anıdır.”






Yürüdüğün yolda engel yoksa bil ki o yol seni bir yere ulaştırmaz.






Goldsmith devam etti: “İran Savaşı nedeniyle borca batan Irak’a el altından ‘Kuveyt’e gir,’ dedik. Saddam, bu oyunu göremeyip girince, biz de bu bahaneye sarılıp 36. Paralele kadar indik. Ve böylece Ortadoğu’da istediğimiz ikinci hamleyi de gerçekleştirdik.”






“Evlat, rahmetli Özal bizsiz Köşk’ten dışarı çıkmazdı. Çok tehlike atlatıldı. Ama kimseye pabuç bırakılmadı. Bizi geçemeyeceklerini anlayınca metot değiştirdiler. Kurşun gitti, yerine ilaç geldi. Kalp ve damar hastası olduğu için her gün yapılması gereken iğneler vardı. Kim görevliyse tedaviyi o yapardı. Ancak ilaçlara rağmen şikâyetleri giderek artmaya başladı. Kanı sulandırması gereken iğnelerin içindeki zehir yavaş yavaş sonunu hazırladı.






“Özal, şehit edilen Menderes’in yanına gömülmeyi istiyordu. Son arzusu yerine getirildi. Bütün devlet adamlarının kabri Ankara’dayken iki şehit İstanbul’da yan yanaydı. Bu isyanı kimse görmüyordu. Binlerce insan oradan geçiyor ancak ‘Niye bu iki lider burada yatıyor,’ diye kimse sormuyordu.






Sara içerideki erkekleri birer birer saydı. Yirmi iki erkeğin olduğunu görünce rahatladı. Yetişkin on erkeğin bir arada bulunmadığı zamanlarda birlikte dua edilmezdi. İçi ısınan genç kadın yeterli çoğunluğun sağlandığını düşünerek kendisine bir yer buldu. Bütün cemaat nefeslerini tutmuş Allah’a sessizce yalvarıyordu.






Kudüs’e dönerek ellerini açtı.






Hiram Abas ismini okuyunca...


“Lübnan’daki Akur kampında ASALA ile birlikte ülkücü ve solcu gençleri bir arada eğittiğimizi öğrendi. Daha sonra Şato’ya ait sırları da yanına katarak Özal’a verdi.”


İyi tanıdığı Abas’ın infaz emrini kendisi vermişti. Bunu yaparken de hiç tereddüt etmemişti. Yıllar sonra haklılığını binlerce sır dolu dosyanın şahitliğinde yine haykırdı: “Durmasını bilemedim dostum.”






1960 İhtilali’nin Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun yazan çekmeceye asıldı. 1983 yılında ölen paşanın dosyasındaki son sayfa bilinen gerçeklerin tam tersiydi.


“Darbeye direndi. Ordunun siyasete girmesine karşıydı. Son derece vatanseverdi. Emrimizdeki askerleri açıklamaya kalkınca 3 Haziran 1960’tan önce emekliye sevkedildi. İnadını sürdürünce Yassıada’da idama mahkûm edildi. Bir şey yapamayacağını anlayınca ‘Susuyorum,’ dedi ve Cemal Gürsel tarafından affedildi.”






1960 darbesinden sonra beş bin personeli uzaklaştırarak orduyu elimizde tutmayı başardık. 1971’den sonra Ege Ordu Komutanı Kenan Evren Paşa ile 1980 darbesini yaptık. Orak hep bizim elimizdeydi. İstediğimiz hasadı kaldırdık. Terfilerdeki gücümüz ortadayken hangi paşa bize karşı bir operasyona kalkar, doğrusu merak ediyorum.”






Ergün Diler Şato'yu anlatıyor!


Gazeteci Ergün Diler, Şato romanıyla, gizli devletin şifrelerini edebi bir dille açıklıyor. Büyük ses getiren romanı yazarıyla konuştuk!


Turkuvaz Kitapçılık etiketiyle raflardaki yerini alan ŞATO'da gazeteci Ergün Diler gizli devletin şifrelerini edebi bir dille açıklıyor...






Ergün Diler Şato için; " Herkes derin devletin ayağına, bacağına bakıyordu, biz tomografisini çektik" diyor...






Takvim Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergün Diler'le Şato'nun şifrelerinden ikinci kitabın ipuçlarına kadar birçok konuyu konuştuk...






Türkiye'nin yönetimi Türklerin eline ilk ne zaman geçti? Adnan Menderes ve Turgut Özal'ın mezarları neden Vatan Caddesi'nde?






12O milyar dolara iftar olur mu? Türkiye'nin en pahalı iftarını kimler yaptı? Ergün Diler gizli devletin 1 numarasını açıkladı. Peki 1 numara kim?






Yakın tarihle ilgili ezberlerinizi son kez gözden geçirin, çünkü birazdan hepsi yıkılacak...






'Şato' yakın tarihle ilgili tüm ezberlerimizi bozuyor?






Bu kitabın iddiası da bu zaten! Bize öğretilen bizim önümüze konulan her şeyin dışında farklı bir gerçeği işaret ediyor… Kitabın gücü de buradan geliyor. O yüzden insanlar şaşırıyor, o yüzden insanlar birbirine öneriyor.


Kitapta 1944 yılında başlayan bir süreç var, Türkiye'nin kendi kendini 'yönet(e)meme' süreci bu ne zaman son buluyor?






2006 yılında bu süreç bitiyor, Türkiye Cumhuriyeti'nde yeni bir sayfa açılıyor. Tabi bu ikinci kitabın konusu. İlk kitap 1993 - 1996 bandını kapsıyor! Düşünebiliyor musun , altmış yıllık bir alışkanlık, gelenek ve ilizyondan bahsediyoruz… Şimdi, bunu adama pat diye çıplak bir gerçek olarak verirsen adam Muhammed Ali'den kroşe yemiş gibi olur… Kimse hazır değil buna…






Adım adım gidecek olursak, kitapta elimizde bir Şato var ve bu Şato Türkiye'yi yönetiyor. Şato'dan kasıt da Amerika ve MOSSAD sanırım?






ABD - İsrail aslında. MOSSAD bizzat İsrail demek! Ben Türkiye içindeki Amerika'nın ve İsrail'in ne kadar etkin ve dominant olduğunu, hayatımızın her aşamasında ne kadar bulunduklarına işaret ettim. Bu sadece benim bildiğim bir gerçek değil, bunu bilenler var. Fakat kimse bunu yazmadı ve herkes yıllarca bundan beslendi.


Kitapta İsrail'in Mısır Apartmanı'nda kurulduğundan da bahsediliyor!






MOSSAD'ın ilk adresi, İstiklal Caddesi'ndeki Mısır Apartmanı. 1948'de hayata geçen İsrail Devleti'nin temellerinin de Mısır Apartmanı'nda atıldığını görmek mümkün. İsrail Türkiye'nin içinden doğmuştur. Ben Gurion'un da sözleri vardır. Hep, "Buradaki Türk kardeşlerimiz" falan diye bahseder. O süreçte burada yakın ilişkide bulunduğu insanlardan… İsrail'in kuruluşunda Türkiye'nin desteği vardır.


Bunun bir önceki periyoduysa şudur, onu gözden kaçırmamak lazım! Theodore Herzl'in el yazmaları var, yayınlandı bunlar. Herzl, Sultan Abdülhamit'e geliyor, onlarca defa ve sadece bir kez görüşüyor. Filistin'deki bir kısım toprağın Yahudilere tahsisi ile ilgili olarak… Sultan'ın yanıtı, "Atalarımın kanıyla sulanan bir karış toprağı kimseye vermem" şeklinde oluyor. Böyle bir zihniyetten, 1948 sürecine geliniyor. Atalarımızın katiyetle verilmesini engellediği o toprak parçası bir şekilde alınıyor ve bir devlet kuruluyor… Bu devletin kuruluş yeri de Beyoğlu. İroniye bakar mısın?






Kitapta "1944'den beri burada bizim istediğimizin dışında bir şey olmadı" diye bir laf geçiyor Şato'nun ağzından bunu biraz açmanızı rica edeceğim?






İkinci Dünya Savaşı ile birlikte Amerika, amiyane tabirle Avrupa'ya çöküyor! Almanya giderek yayılan bir güçken Amerika savaşın kaderini değiştiriyor. Bunu koç ve oyuncukları arasındaki ilişki gibi düşünmek lazım! Bu adamlar Avrupa'nın koçu oluyorlar… "Biz güçlüyüz" diyorlar ve mahallede kuralları bunlar koyuyor. İtalya'da 'Gladio', Yunanistan'da 'Sheepskin', Belçika'da 'SDRA8', Fransa'da Rüzgâr Gülü", İspanya'da 'GAL' olarak karşımıza çıkıyorlar. Takma adlarla, ülkelere 'devletçik'leri yerleştiriyorlar. Yerleştikleri en önemli ve en büyük devlet de Türkiye.




Çok önemli bir Amerikalı, çok önemli bir Türk'e "Washington'dan vazgeçeriz, ama Ankara'dan vazgeçmeyiz" diyor. Olayın derinliğini anlayın yani. Bu isimleri ikinci kitapta açıklayacağım.






93 bandında faili meçhul cinayetlerin zirveye ulaştığı bir dönem kitapta buna da dikkat çekiliyor!


Biraz ufuk açmak lazım. Türkiye'nin hep içe kapanması isteniyor. Kafayı kaldırıp kuklacıyı görmemiz engelleniyor! Gorbaçov'la başlayan bir süreç var. Perestroyka ve Glasmost. Bizim o süreçte seçtiğimiz meclise koyduğumuz insanların çok fazla söz hakkı yok. Bizim bir sorunla uğraşmamız lazım! PKK zaten var. 93 bandındaki cinayetlerin bu kadar sık olmasının nedeni de bu. 1993'te Özal da gidiyor. Özal bu oyunu bozmak isteyen ilk adam. Bu eksenden çıkmak istiyor ve bunu da canıyla ödüyor. Bunun lamı cimi yok, kim ne derse martaval!


Bu 'kendi derdimize düşmemize yönelik' planlar hâlâ yürürlükte mi?






Bizim en büyük handikabımız içimizdeki yabancılar. Şu anda sıradan bir insanın AK Parti hükümeti süresince kaç tane 'finansal darbe' yapılmaya çalışıldığından haberi yok! Mesela Mayıs 2006'da Durmuş Yılmaz'ın bir ifadesi var; "Büyük bir tehlike atlattık" diyor! Kimse bunu tek sütun haber yapmadı. Türkiye'ye Amerika kaynaklı büyük bir darbe yapılmaya çalışıldı, aynı 2001 krizindeki gibi. Türkiye yemedi bunu. Şimdiki ekseni koruyabilmek için büyük mücadele verildi.








Türkiye'nin özgürlüğe kavuşmasıyla ilgili bir tarih veriyorsunuz: 2006 Kitaptaki kahramanımız Affan'ın da burada büyük bir payı var? Affan Şato'nun şifresini çözüyor!






Bilmediğimiz yerlerde bilmediğimiz savaşları kazanan insanlar var. Bilmediğimiz yerlerde bilmediğimiz savaşlarda canlarını veriyorlar… Etrafımızda bir koruma kalkanı var, insan bunu öğrenince mutlu oluyor. Tabi bu devletler arası bir mücadele. 60 yıllık bir alışkanlık, bir yol haritası kaldırılıp çöpe atılıyor. Amerika'yla artık 'eşit ortak' gibi konuşuyoruz. Bu onurlu bir ilişki. 2006'dan beri seni karakol gibi kullanamıyor artık. Valisi Mr Goldsmith artık yok, ben onu söylüyorum.






Ergenekon süreci – Şato ilişkisini nereye koymak lazım? Bir bağlantı var mı aralarında? Bu süreci nasıl okumak lazım..






Ergenekon büyük bir ahtapotun sadece bir kolu. Bunun finansı var, iş dünyası var, basını var, ekonomisi var. Var oğlu var. Biz Ergenekon'u tanıyoruz üç - dört yıldır, ama sadece bir kanadı alınıp içeri götürüldü. Bunu şöyle düşün; Genel Kurmay bir açıklama yaptı ve bugün internet üzerinden hükümet karşıtı yayın yapan elli siteyi Dursun Çiçek'in yönlendirdiğini söyledi. Ben de halka diyorum ki; ne olur kısa haberleri iyi okuyun, şifreler gazetelerde var! Biraz dikkatli okuyalım sadece… Kadın - kız haberlerini, spor haberlerini okuyup geçmeyelim… Bir arınma var ben de bu arınmanın ne olduğunu okuyucuya bırakıyorum. Benim kitabımı okusunlar, haberleri okusunlar… Ama Dursun Çiçek'in haberine iyi baksınlar. Adamlar, "O yaptı" diyor, şimdi nasıl 'okuyacağız' bu haberi Allah aşkına! Okuyucu düşünsün bunu.


Israrla askerle hükümet arasında bir sorun varmış gibi yansıtılıyor, yok! Eğer öyle bir şey olsa 'mâlum gazete' askerden binlerce haber yapıyor olurdu son dokuz yılda. Bir tane haber yapamadı. Önceden alıyordu, şimdi neden alamıyor, çünkü devlet değişti, bak sana da şifreleri veriyorum yavaş yavaş...


Kitapta Adnan Menderes ve Turgut Özal'ın mezarlarının bulunduğu caddeye de bir atıf yapıyorsunuz…






Doğru neden ismi 'Vatan' olan caddede iki liderin kabirleri orada da kalan herkes Ankara'da! Bunu sorsun okuyucu cevabı da kendileri versin lütfen… Ben sadece düşünmeye davet ediyorum.. Cevabı da kitapta veriyorum. Okuyucu da bir düşünsün Ergün Diler ne demek istiyor diye!






Kitabın dayanak noktalarından biri de Özdemir Sabancı suikastı! Olaylar bu suikastın etrafında anlatılıyor!






Özdemir Sabancı suikastının önemi şu, bu yapının en son ve en önemli cinayeti Özdemir Sabancı. Özdemir Sabancı suikastı şöyle önemli, Fehriye Erdal, Mustafa Duyar ve İsmail Akkol, cinayeti işledikleri düşünülen isimler. Mustafa Duyar öldü, kuvvetle muhtemel ki, diğerleri de öldüler. Benim Selçuk Parsadan'la yaptığım, yayımlanmayan bir röportajım var. Duyar'la aynı koğuşta kalıyorlardı. Orada bende kalmak kaydıyla söylediği bazı şeyler var Parsadan'ın. Madem Özdemir Sabancı'yı bunlar öldürdü, niye ortadan kaldırılıyor ve niye Belçika'ya NATO'nun üssüne kaçıyorlar! Niye Uganda'ya gitmiyorlar, niye Belçika'ya sığınıyorlar…


Devlet adına iş yaptıklarını zanneden kişilerin aslında Şato adına iş yapan insanlardan da söz ediyorsunuz…






Haluk Kırcı da vatan millet adına bir şeyler yapıyordu, ama onun bağlı olduğu adamların en tepesinde, en arka planında Şato vardı. Şato ahtapotu yönetiyor. Burada şeytani zekayı taşıyan kırk bir adam var. Bir numara Amerikalı! Mr Goldsmith! İki numara, üç numara var! Kaç zamandır konuşuluyor, kimse yazamıyor. Hatta şunu da söyleyeyim kitaptaki isimlere bakınca orada da şifreler var. Oradan hareketle gerçek isimleri bulmanız mümkün.


Goldsmith ismi gerçek mi peki? O son dönemin bir numarası sanırım!






Goldsmith gerçek isim, Amerikalı. Bunları Amerika'nın valisi, karakol komutanı gibi düşün. Bunlar dönem dönem bayrağı devralıyorlar. Bu 2006'dan önceki son bir numara. En son arkasına bakmadan kaçan Goldsmith.






2011'de tamamen bir arınmadan söz edebilir miyiz?






Zaten belli değil mi, ülke büyüyor, ülke genişliyor. İnsanlar yüzde elli oy veriyor. İnsanlar bir şeyi fark ediyorlar ama neyin ne olduğunu bilmiyorlar. Erdoğan'ın Davos'taki 'One minute çıkışından sonra Brezilya, Küba ve Venezuella gibi 18 ülke Filistin'i tanıdı. Bu bile Türkiye'nin artan gücünü ortaya koyuyor. Filistin'e sadece 'Mavi Marmara' olarak bakmasın arkadaşlar.






Kitapta anlıyoruz ki 'derin devlet' gerçekten de derinde?


Derin devlet lafı Mehmet Ağar'dan çıkmıştır Uğur Mumcu suikastı sonrası. O da 93. Derin devletten kasıt, benim Şato'daki derinlikle paralel. Şato bire bir bir tanıma uygun olduğu için aslında doğru bir şey söylüyor adam. Ama biz onu sıfat olarak algıladık 'derin' diye. Aslında fiziksel olarak da derin. Biz bilinmeyen görünmeyen, çok sofistike bir yapı zannettik aslında basbayağı yerin altında….


Kitabın sonuna doğru anlıyoruz ki, aslında onların iki numarası bizim bir numaralı destekçimiz?






Adam geliyor devletini kuruyor ama biz yine oraya bir adam sokuyoruz. Bu da bize özgü bir şey.






Bir de Cem Ersever meselesi var! Uğur Mumcu suikastında onun temin ettiği patlayıcılar mı kullanıldı?


Gençliğimizde yabancı silahlar ve patlayıcılar hep Bulgaristan sınırından girerdi. Sonra bir anda bunlar Kuzey Irak'tan girmeye başladı. Demek ki, Amerika yıllar önce Irak'a çökme planını yapıyor. Cem orada etkili, Cem'e diyorlar ki, " Bize C4 lazım. Cem Ersever patlayıcıları alıp, Ankara'ya gönderiyor ve akabinde Uğur Mumcu ölüyor. Ersever, Mumcu'nun, kendisinin hazırlayıp gönderdiği C4'lerle öldürüldüğünü anlayınca Ankara'ya gidiyor ve "Dünyayı başınıza yıkacağım, diyor. "Toplayacağım bütün gazeteleri, televizyonları anlatacağım," diyor. O şansı ele geçiremiyor…






Bir de Hiram Abas'la ilgili bir anekdot var kitapta!






Hiram Abas, bir gidiyor Beka'ya bakıyor, 'ülkücü' burada 'solcu' burada, ASALA burada, PKK burada. Diyor ki, "Faka bastık!" Hemen Özal'a yanaşıyor. Özal onu MİT'in başına getirmek istiyor, fakat gücü yetmiyor. Devlet Başkanı olsanız da bazen gücünüz yetmiyor…






Amerika'nın Türkiye'de gizli üsleri var mı?






Türkiye'de bilinmeyen 33 tane Amerikan üssü var(dı)! Hatta çok önemli bir Paşa, 1. Ordu'da görevliyken, Kandıra'daki bilinmeyen Amerikan üstünde gözaltına alınmak istendi.






İkinci kitaptan biraz ipucu alabilir miyiz?


1996 – 2006 arasında önemli bir on yıl var. İkinci kitabın konusu bu on yıl olacak. Tabi kitap yazmakla ilgili zamanla ilgili bir problem var.


Bu tarihler arasında da önemli süreçler yaşandı. 28 Şubat ve 2001 krizi ilk akla gelenler. Bunların Şato bağlantısı var mı?






28 Şubat, şeriat hadisesi falan değil. İçerdeki yabancılar, Şatonun kararıyla, 120 milyar dolar paramızı götürdüler.. Bir para çalınıyorsa ve para burada kalıyorsa yine sorun olmaz. Sağ cepten sol cebe gidiyorsa sorun yok, ama bambaşka bir cebe gidiyorsa sorun tabi. İftar dediler, yemek dediler, canımıza okudular. Bir iftar yemeği 120 milyar dolara mâl oldu. Dünyanın en pahalı iftar yemeği. Neymiş üç tane Müslüman bir araya gelmiş, nerede gelecek bunlar bir araya. Yapmasınlar mı iftar?






Bir de o dönem Kaddafi'nin meşhur çadırında Erbakan'a gösterdiği bir tepki var, nedir bunun sebebi?


O dönem Filistinli Şakaki öldürülüyor. Çadıra da Tansu Çiller'in de içinde olduğu bir operasyonla CIA ajanları tarafından öldürüldüğü bilgisi geliyor. Kaddafi de diyor ki, sen nasıl Amerika'yla iş birliği yapan bir kadınla (Amerika ile iş birliği yaptığı için değil ona gelen bilgi öyle olduğu için) hükümet ortağı olursun diyor. Bu işi kotaranlar ise Mehmet Özbay ( Abdullah Çatlı'ya kimlik hazırlayan kişi) ile Türkiye'de özel bir üniversite sahibiyle birlikte kotarmıştır. Bu iki şahıs Malta'da buluşuyor, dosyalar hazırlanıyor, Şato'nun emriyle ve Kaddafi'ye başka kanallardan ulaştırılıyor. Çiller'in de haberi yok Erbakan'ın da. Ama olay Erbakan'a patlıyor. Niye sen CIA'e hizmet eden bir kadınla işbirliği yapıyorsun diye…






2001 krizine bir etkisi var mı Şato'nun?






Bunun bir Anayasa kitapçığıyla olmadığını bilsinler tabi. Bunlar o kadar kolay işler değil. Hiç rahat bırakılmıyoruz 2001'i var, 1994'ü var. Var oğlu var. Bitmez krizler bizde. Ama şu anda yapamıyorlar. Biz yirmi yıldır Yunanistan kadar olamadık diyen köşe yazarlarını okuduk. Bu kadar yanlış analiz yapan insanlara bir çuval dolusu para vermek nasıl bir iştir! Koca koca gazeteciler koca koca köşe yazarları… "Yunanistan kadar olamadık, onların milli geliri şu kadar" diye, genç nesli zehirlediler. Ne oldu şimdi peki? Birisi çıkıp niye köşesinden özür dilemiyor? Niye çıkıp bir tanesi de bu hükümeti alkışlamıyor? Demek oluyormuş bunlar Türkiye'de, biz bize kaldığımızda oluyormuş, halk bir lidere güvendiği zaman, devlet kenetlendiği zaman oluyormuş. Olmayı bırak, ne diyor balkon konuşmasında Başbakan, "Saray Bosna'dan Şam'a kadar sesleniyorum" diyor. Niye rahatsız oluyorsun! Birbirimizi yiyelim, aynı silahla on beş sağcı, on beş solcu genç ölsün, eskiden olduğu gibi, bunu mu istiyoruz?






Türk devleti artık değişti. Her ülkeyle eşit ve onurlu bir şekilde konuşuyor. Önceden eğilip bükülen birinin dediğini şıp diye yapan ülke artık yok. Şu an Türk devletinin kafasına yatmayan hiçbir şey olmuyor. Pakistan'dan Tunus'a olan hatta Türkiye'nin haberi olmayan hiçbir şey yok. Nerede Türk varsa orada bilgi var. Tarihi Şato ve adamları yazdığı için öğrenemiyoruz gerçeği! İnsanlar bizim Padişahımızın vermediği toprağın adamın Taksim'de alındığını bilsin! O Şato'da ele geçen belgelerde şok görüntüler var!


Ufak bir şok görüntü detayı alabilir miyiz?






Çok önemli bir siyaset adamının Amerikan anayasasına yemin ederken göreceksiniz…






Kitapta 1906 tarihinden bahsediyorsunuz!






1906 yılında yapılan gizli anlaşmalarla yüz yıl içinde Hilali, ezanı bitirmeyi düşünüyorlar. Ancak Allah'ın planı galip geliyor ve tam yüz yıl sonra 2006'da Şato bitiyor!






Kitapta şifre var mı?






Kitap her isimde, her rakamda çok önemli şifreler var. Her isim üzerinde biraz düşünsünler harflerle ve anlamlarıyla oynasınlar ve üstüne düşünsünler. Gerçek isimlere ulaşmaları çok mümkün. Gelişigüzel yazdığım bir şey değil.






Amerika ve İsrail'e karşı yazmak kolay bir iş mi?






Basında yazılı olmayan bir kanun vardır. "Amerika ve İsrail'e ne olur bir şey söyleme kariyerin alt üst olur!" derler… Bakın büyük gazeteler Amerika ve İsrail aleyhine haber yapmazlar yapamazlar, ben bırak haber yapmayı kitap yazıyorum… Aslında ben Amerika'nın İsrail'in karşısında değilim, sadece Türkiye'nin yanındayım!

0 yorum:

Yorum Gönder