30 Kasım 2011 Çarşamba
Anna Karenina III
Kitabın Adı: Anna Karenina III
Yazarı: Tolstoy
Türkçesi: Saniye Güven
Yayınevi: Bordo Siyah
Sayfa Adedi:
III.Cilt: 503
Kitaptan Alıntılar:
Bambaşka, sevinç dolu, şehvetten uzak, sevdiği kadının yanında olmanın verdiği o tatlı duyguyu...
Çok şey söyleyen bir gülümsemeydi bu.
Bu temiz yürekliliğine güzelliği, içten gülümsemesi ve davranışlarındaki incelik eklenince son derece çekiciydi.
Ama Dolli, şimdi Anna’nın yüzünde gördüğü, yalnız âşık kadınlarda görülen o geçici güzelliğe hayran kaldı. Yüzündeki her şey; gamzelerinin belirginliği, saçlarının toplanışı, dudaklarının duruşu, gülümsemesi, gözlerinin parlaklığı, hareketlerindeki çabukluk, incelik, sesindeki dolgunluk.
İnsan birini severse, olduğu gibi sever, olmasını istediği gibi değil.
Sonra, Anna’nın gözlerini, hayatının en gizli yanına dokunulduğu zaman kıstığını hatırladı: “Hiçbir şeyi görmemek için, adeta kendi hayatına karşı gözleri kısıyor’” diye düşündü.
...ama başlıca kaygısı yine de kendisiydi, evet, kendisi; Vronski için ne kadar değerli olduğunu, Vronski’nin onun uğruna bıraktıklarının yerini ne kadar doldurabileceğini düşünüyordu.
Anna, her zamanki gibi aynı sonuca vardı: Kendisinin küçültülmüş olduğu sonucuna. “İstediği zaman, istediği yere gitmek onun hakkı. Sadece gitmek değil, beni bırakmak da hakkı. Onun her hakkı var, benimse hiçbir hakkım yok.
O, her şeyden önce yüreği olan bir kadın.
Enerji diyorsunuz. Enerjinin kaynağı sevgidir. Sevgi de öyle ısmarlanamaz. İnsan, seveceğim deyip sevemez. Ben de bu kızı sevdim.
Levin, böylesine çok hoşlandığı bu kadının başka bir özelliğini daha öğrendi. Zeki, ince, güzel olmaktan başka, bir de dürüsttü.
...onun duygularını anlamaya çalışıyordu.
Olağanüstü bir kadın! Zeki olması bir yana, insanı şaşırtacak ölçüde içten.
Bütün gerilmiş teller koptu. Hiç ummadığı sevinç hıçkırıkları gözyaşlarına dönerek öylesine boşanmıştı ki, bütün bedenini sarsarak konuşmasına uzun süre engel oldu.
Kitabı bulup yerine oturdu, açtı: “Burada imana kavuşmanın yolu ve kavuşulan imanla birlikte ruhu dolduran, dünyada her şeyden önce olan mutluluğa ermenin yolu anlatılıyor.”
“Saygı, sevginin bıraktığı boşluğu doldurmak için uydurulmuş bir şeydir!”
O zamanlar gözüme o kadar güzel ve ulaşılmaz görünen şeylerin çoğu benim için şimdi önemsiz oluverdi. O zaman sahip olduğum şeyler şimdi ne kadar uzak, sonsuza kadar ulaşılmaz oldu...Böylesine küçülebileceğime o zamanlar inanabilir miydim?
...o anda, yoldan geçen iki genç, kızın neye gülümsemiş olabileceklerini düşündü. “Herhalde aşkla ilgilidir. Nereden bilecekler aşkın ne korkunç olduğunu ve ne aşağılık...”
Aşkın bittiği yerde nefret başlar.
İkisi de, Osmanlı ordusu her cephede dağıldıysa, yarınki nihai savaşın kime karşı verileceği konusundaki hayretlerini birbirinden gizliyorlardı.
“İnsan kendi çıkarı için değil, Tanrı için yaşamalıymış...İyi de hangi Tanrı için?
Tanrı için, ruhum için yaşamak.
Tanrı’nın varlığının başlıca delili, onun iyilik diye ilham ettiği şey idiyse, bu ilham bu açığa çıkış, niye saece Hıristiyan Kilisesi içinde kalıyordu? Yine iyiliği ve iyilik yapmayı öğütleyen Budizm ve Müslümanlık ile bu ilham arasında ne gibi bir ilişki vardı?
“Yine eskisi gibi, arabacı İvan’a kızacağım, yine eskisi gibi tartışacağım, yine düşüncelerini patavatsızca belirteceğim; ruhumun en gizli köşesiyle, başka insanlar arasında yine bir duvar bulunacak; kendi korkularım yüzünden karıma çıkışmaya ve bundan pişmanlık duymaya bile devam edeceğim. Niye dua ettiğimi akıl yolu ile anlamayacağım, ama yine dua edeceğim. Ne var ki, bütün hayatım, başıma gelebilecek herhangi bir şeyden tamamıyla bağımsız olarak, her dakikasıyla, artık eskiden olduğu gibi anlamsız olmak şöyle dursun, ona katmak gücünde olduğum tartışma götürmez bir iyilik anlamı taşıyacak.
SONSÖZ:
Levin karakterinin Tolstoy ile olan bariz örtüşmeleriyle...
Yazarak düşünme, yazarak aşma, yazarak kurtulma yolu.
...halkın (köylünün), aydını eğitmesi gerektiği tezi, elbette Tolstoy’un roman stratejisine yansımadan edemeyecek...
Romanın ilk halinde düşünülmüş olan, aldatan kadın, aldatılan eş ve âşık üçgeninde kurulmuş olan anlatı çatısına...
Levin’in ve roman figürlerinin ağzından güncel bir buhran olan “Türk-Sırp” savaşına, bu savaşa Rusya’nın müdahale edişini yorumlayıp politik bir tavır sergiler, ancak bu tavır yayıncısının görüşleri ile çelişmektedir.
Çağdaşları, Tolstoy’un bu romanı ile Flaubert’in Madame Bovary arasındaki yakınlığa dikkati çekmişlerdi.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder