10 Ekim 2011 Pazartesi

AŞKIN GÖZYAŞLARI/TEBRİZLİ ŞEMS






Kitabın Adı: Aşkın Gözyaşları/Tebrizli Şems II
Yazarı: Sinan Yağmur
Yayınevi: Karatay
Basım Yılı: Haziran 2011/258. Baskı
Sayfa adedi: 242


Eğer Allah insanlara âşık olmasaydı, insanların O’na âşık olmaları mümkün olmazdı” (Maide, 54)

Şeytanda bir şey hariç bütün insani özellikler mevcuttur. Şeytan aşkı bilmez. Aşk şeytana verilmemiştir. Aşk Ademoğullarına verilmiştir. Şeytanın insanı kıskandığı çekemediği aşksızlığındandır.

Hepimizin gizli bahçeleri ve bitkileri var içinde, hepimiz patlama noktaasına gelmiş eski yanardağız.

Birçok sufi Kur’an’ı sevgililerinden gelen bir aşk mektubu gibi okumuştur.

Dine sırf Allah emrettiği için veya cezadan kurtulmak istediğiniz ya da cennete girmek istediğiniz için uymak, doğru mudur? Hayır.

Aşkın özü gam ve özlemdir.

-Mevlâna’m biliyor musun âşıkların alâmeti özlemdir (himmet). Onlar yalnız sevgiliyi arzularlar.

-Ey nefîslerine karşı aşırı giden kullarım Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin; şüphesiz Allah tüm günahları bağışlayacaktır. (Zümer, 53)
Rivayet edildiğine göre, birisi bu âyeti Rasululllah’ın huzurunda okudu. Okuyan, şüphesiz Allah tüm günahları bağışlayacaktır kısmına geldiğinde Hz. Peygamber, “Gerçekten bağışlayacak, önemsemez” dedi. Sonra üç defa, “Allah soğutanları lânetler” dedi, yani halkı Allah’ın rahmetinden umutsuzluğa düşürenleri.

Anlatayım...Kuyu Yusuf’un okuluydu. Çöl İsa’nın, Musa’nın degâhıydı. Mağara da Hz. Muhammed’in yürek okuluydu. İlim sadece kitaplardan, hocalardan mı akar? Bazen onlarca ciltli kitapların anlatamadığını bir deve anlatır. Allah Kur’an’da “Deveye bakmaz mısın?” diyor.
Peki, biz devede neleri okuyacağız...Mevlâna işte senin hamlığın burada. Kitaplara fazla müptel3asın. Kâinat kitaptır. Hz. Muhammed yürüyen kitaptır. Ağaç, ateş, su kitaplarının satırlarını da okusana.
Benzi bembeyaz oldu Mevlâna’nın.

Aşka nankörlük etme!

Ben sende kendimi aramışım.
Ben bende seni kaybetmişim,
Neden daha fazlasını arayayım?
Oysa ben seninle aynıymışım.

Ben ki, varım; sen içimdesin, bunu bil.

Bizse nelerden şikâyet ederiz. En ufak hoşumuza gitmeyen bir şeyden, acıdan, aşktan, hastalıktan, üzüntüden hatta bazen fazla sevgiden...

Birisini seviyorsanız onun iyiliğini istiyorsunuz demektir ve dost için gitmeyi de bilmelisiniz.

Gidişim feda içindi. Dosta feda, dosta veda. İçim kan ağlasa da gitmeliydim.

Hüzün ki en çok yakışandı âşıklara.

Kimsenin ne dediğini duymak istemiyorum...Sadece yaşamak ve görmek istiyorum. Hiçbir hayale sığdıramadığım tek gerçeğimsin. Sevdim işte ötesi de yok gerisi de...

Düşüncelerim, ipliği kopan tespih taneleri gibi dağılıveriyor sensiz...

Çöldeyim, sususzum. Kuyularda Yusuf’um. Sözlerin bana Züleyhâ. Ateşlerde İbrahim’im. Gözlerin bana derya. Sancılar içinde Meryem’im. Bakışın bana İsa. Yaralar içinde eyyub’um. Hasretin bana şifa. Ölüler içinde bir ölüyüm. Ellerin bana musalla.

Aşka teşekkür borçluyum. Ben o hummanın içinde erimek istiyorum. O alevin içinde yanmak, kül olmak biricik muradım. Kül olmak, ışık olmak, efsane olmak.

Ben senim, sen de bensin.

“Güller Şems diye açmıyorsa, gülün kokusunu neyleyeyim. Ayrılığı ağlatamayan gecenin karanlığını neyleyeyim...Şemssiz sofranın balını böreğini neyleyeyim. Beni kavurmayan acıyı neyleyeyim...Gözümü yakmayan gözyaşını neyleyeyim. Karanlığıma Şems olmayan yâri neyleyeyim, canını yoluma post eylemeyen dostu neyleyeyim. Şems gibi bakmayan gözü neyleyeyim. Yârenin yüreğine merhem olmayan sözü neyleyeyim. Kır kalemimi ey felek! Şems yoksa ne diye devam edersin âlemde. Zerrede âlemi, âlemde aşkı yaşamayan Âdem’i neyleyeyim.

Çöldeki kumlar kadar sususzum. Gelişin nisan yağmuru olsun.

Özledim, ey Şems özledim. Çık gel Allah aşkına!

Aşkın insanı büyüttüğünü, olgunlaştırdığını da öğrendim artık.

Şükürler olsun “Sana!” Bana hayatta öğretilmeyenleri hissettirdin. Hiç kimseye hissetmediklerimi hissettirdin. Hiç kimse için yapamayacaklarımı yaptım. Pişman mıyım? Hayır, hiç pişman olmadım ve aşkı sonsuzluğuma saklarken bile mutluyum. Hayatımın son basamaklarında bana böyle bir aşkı yaşattın. Seni sevmeme izin verdiğin için teşekkür ederim.


Bana öyle bir kelime yaz ki dayanamayıp, Şam’dan uçup kanatlanayım Konya’ya. Beni perişan et, bir kelime yaz...Öyle bir kelime ki lügatlerde geçmemiş olsun. Öyle bir kelime ki daha önce kimse kimseye söylememiş olsun. Öyle bir kelime ki cehennemi söndürsün...Yaz ki gelsin ayağına kapanan turabın olsun Şems.

...boş bir kâğıda tek bir kelime yazar: “HAMUŞ”

Sen nasıl bir pınarsın Mevlâna’m,
İçtikçe daha çok susuyorum.

Allah’a yalvaralım. Yaptığımız bütün hataların bağışlanması için. Aşk için ağlayalım. Aşka ağlayalım. Aşkla ağlayalım. Gözyaşımızla sulansın topraklar.

İnsanlar maşuk aramıyor, bencil duygularına köle arıyor.
Köle buluyor ama aşkı bulamıyor.


Tasavvuf, aşk mezhebidir. Tasavvuf Allah karşısında yoksul olmaktır. O’nun karşısında yoksul ve aciz olmak, O’na muhtaç olduğumuzu kabul etmektir ve bu kabul ne kadar içten ve ihtiraslı olursa, sevgiliye erişme konusunda o ölçüde şiddetli bir dürtüye dönüşür.

Seneler sonra Yusuf ile züleyha’nın konumları tamamen tersine döndü. Yusuf, firavunun arkadaşı ve akıl hocası, yani ülkede en güçlü ikinci adam olmuş, Züleyha ise dilenerek ve zor işler yaparak maişetini temin ediyordu.
Yusuf ipekli kıyafetleri içinde güzel kısrağının üstündeyken ve etrafında danışmanları ve askerler olduğu halde sokakta bir gün Züleyha’ya rastladı. Züleyha ise perperişan bir hâldeydi. Aradan geçen seneler güzelliğini elinden almıştı. Yusuf:
“Züleyha, benimle evlenmek istediğin zaman seni alamazdım, çünkü efendimin karısıydın. Artık hürsün ve ben de bir köle değilim. Eğer istersen seninle evlenebilirim,” dedi.
Züleyha ona baktı ve gözleri değişik bir ışıkla parladı. “Hayır Yusuf, sana olan aşkım benimle gerçek Mahbup arasında sadece bir perdeymiş. O perdeyi elhamdülillah yırttım. Gerçek aşkı bulduğuma göre artık senin aşkına ihtiyacım yok,” dedi.
Yusuf’a olan o büyük aşkı vasıtasıyla Züleyha hepimizin aradığı gerçek aşka vasıl oldu.

On kötü haslet yüzünden kalpleriniz ölmüş. “Allah, kalpleri ölmüş olanların duasını kabul etmez.” Bu on kötü haslet şunlardır:
1.Allah’ı tanıdığınızı iddia ediyor; fakat ona olan borcunuzu vermiyorsunuz. Bu borcu, fakir ve muhtaçlara ihsanda bulunarak ödeyin.
2.Kur’an-ı Kerim’i okuyorsunuz fakat hüküm ve kurallarından haberiniz yok. Okuduklarınızı uygulayın.
3.Şeytanın düşmanınız olduğunu iddia ediyor: fakat ona itaat ediyorsunuz. Onun tekliflerini geri çevirin.
4.Kendinizi Ümmeti Muhammed’den sayıyor; fakat sünneti seniyeyi uygulamaya çalışmıyorsunuz.
5.Cennete girmek istediğinizi söylüyor; fakat ona girmek için gerekli amellerin hiçbirini işlemiyorsunuz.
6.Ateşten mahfuz olmak istiyor; fakat günahlarınızı ve kötü amellerinizle kendinizi mütemadiyen ona sürüklüyorsunuz.
7.Ölümün herkese geldiğini biliyor; fakat ona hiçbir hazırlıkta bulunmuyorsunuz. 8.Bütün din kardeşlerinizin kusurlarını görüyor; fakat kendi kusurlarınızı görmüyorsunuz.
9.Allah’tan gelen bütün nimetleri şükretmeden yiyor ve kullanıyor; fakat ona olan minnettarlığınızı size verdiği nimetlerden muhtaçlara tasadduk ederek göstermiyorsunuz.
10.Ölülerinizi, aynı sonun sizin de başınıza geleceğini bile bile, ibret almadan gömüyorsunuz.

Gönül konularında kendini hemen verme, kendini verdiğinde diplere batarsın.

Cehalet, seni senden almayan
İlimden yüz kere daha iyidir.

Dostluk gül olmaktır,
Yaprağı ile de dikenleri ile de.

Şeytanda insandaki özelliklerin biri hariç hepsi vardır.
Şeytanda eksik olan tek nimet aşk.
Şeytanın insanı çekememesi aşksızlığındandır.

Kimya öyle güzel konuşuyordu ki karları erimiş dağdan akan bir billur pınardı. Gün boyu dinlenilse doyulmayandı. Sesi kâh gül yaprağı, kâh sabah çiği. Kelimeleri bir ney üflemesi gibi yanık, bir kadife gibi yumuşak, gözyaaşı misali ılık.

Aşk ölümde dirilmek, ölüm aşkta kendini bulmak, birliğe ermektir.

Elbet ağlamak, yakınmak insana mahsus. Dünyanın bütün kayalarını göğsüme üst üste dizmişlerdi sanki. Boğuluyordum. Kimya soluğumdu.

Elveda yoktur âşıkların makamında biz hiç ayrılmadık ki...

Başımı kesip kör kuyuya atsalar...Şah damarımdan oluk oluk kanı akıtsalar...Dokuz yurda tenimi lime lime dağıtsalar...Yedi çakal sürüsü vücuduma saldırsalar...Kırmazdı acılar beni, yorardı belki teni. Özümsün, özümle ararım Mevlâna’m seni. Yemin ederim ki ölümümün gözlerinin önünde olmasını isterdim. Gör ki aşk için ölmek ne demekmiş.




1 yorum:

  1. HAMUŞ:Mevlananın kendine taktığı isim=Suskun.

    Teşekkürler Nihat abi.
    Sinan Turan.

    YanıtlaSil