Kitabın Adı: Aşkın Gözyaşları/Tebrizli Şems I
Yazarı: Sinan Yağmur
Yayınevi: Karatay
Basım Yılı: Haziran 2011/258. Baskı
Sayfa adedi: 242
Yedinci ve en tesirli bıçak darbesi ensesine gelir boynu sağa doğru bükülmüştür. Dervişler yere kapanmasını bekleye dursun. Şems Hz. Peygamberin şu hadisini sesi boğuk mırıldanır: Allaha kavuşmayı isteyeni Allah da sever Dervişlerden birisi sırtına tekmeyi vurur. Yüzüstü taş zemine kapanır, dudağı patlamış, dişleri zemine dökülmüştür Siyah feracesi kanlar içinde bordoya dönmüştür. Saçlarından tutarak kafasını kaldıran dervişin niyeti Şemsin başını gövdesinden ayırmaktır Baş derviş engeller. Bırakın son nefesini versin. Sonra da en yakın bir kuyuya atın. Kıyafetine sarp atın. Avluyu yıkayın. Sabah ile yola çıkarız. Şems hala son nefesini vermemiştir Sille taşının üzerindeki başını hafifçe göğe kaldırır ve: Allah ne güzel sevgilidir. Rabbim sana aşığım. Ve bu canı sana hediye ediyorum. Mevlana içeri girer, mendili koklar eli titreyerek açar. İçinden san kağıda yazılmış bir not çıkar: Yemin ederim ki ölümümün gözlerinin önünde olmasını isterdim. Gör ki aşk için ölmek ne demekmiş. Mevlana olduğu yere düşüp bayılmıştır.Geceden sonra doğan ve kalplerin çöllerini cennetlere çeviren bir gözyaşı bu. Çoraklaşmış ve çöle dönmüş kalpler; açın sadrınızı! Aşkın gözyaşları, serin serin, sağanak sağanak, üzerimize damlıyor; bakın gökyüzüne, nasılda aşk yağıyor..
“Mevlana da eskiye ait ne varsa sildim…Vaazı, medreseyi bıraktı, halkla bağını keserek;
“Dün, dünle beraber gitti cancağızım
Ne kadar şey varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım” dedi.
Tam bir teslimiyetle bana bağlandı, zira teslim ve rıza mertlerin işi idi”
“Ağır hastalanan bir sofi’yi hekime götürmüşler. Hekim “ Şikayetin nedir?” diye sormuş. Sofi irkilmiş “Hiçbir şikayetim yok benim” diye cevap vermiş. Şaşıran hekime sofinin arkadaşları açıklamışlar “O sofidir. Şikayet etmez. Şikayetin nedir diye boşuna sorma. Ona neren ağrıyor, diye sor, ancak o şekilde cevap verir” demişler.
Bu hikaye, en ufak şeylerden bile sürekli şikayet ediyoruz diyerek açıklanmış.
“Her şey insanoğluna feda iken, insanoğlu ise kendine cefa olmuştur” diye başlayan Aşkın Gözyaşları Tebrizli Şems kitabı...
Kuran-ı Kerim’in Şems Sûresini tesadüfen açan ve okuduktan sonra büyük bir huzura dalan Şems, ailesine “Bundan sonra bana Şems! diye seslenin” der.
“Allah ne güzel sevgilidir. Rabbim sana aşığım. Ve bu canı sana hediye ediyorum.”
Alıntılar:
Birini sevmenin, delice bir aşkla bağlanmanın, güzelliğini yaşamanın hazan mevsimine gelmek olduğunu bilmiyordum. Meğer hayatta ne çok şey kaçırmışım. Ya ben erken geldim, ya sen çok geç kaldın vuslata.
Aşkı bilmeden bir kelimeye dokunabilir mi insan? Onu yazıya nasıl sokabilir...Bahçeyi hazırlamadan ağaç fidanını toprağa nasıl dikeceksiniz...Yazın mümbit bahçesi için toprak gereklidir...
Aşkın sizin yazı bahçenize nur yağdırmasına ihtiyaç vardır...Aşkı bilmeyen bahçe, toprak su olabilir mi? Bir kelime olabilir mi? Aşkı bilmeden bir insan yazmaya oturabilir mi?
Şems güneş demektir.
...suyun toprağa kavuşması gibi değil, iki suyun birbirine kavuşması gibi kavuşurlar. Şems hem canı, hem cananı olur Mevlâna’nın. Müridi ve mürşidi. Aslında bereketin taşkını bu çoğullukta. Kim âşık kim maşuk, bu kavuşmada belli değildir.
“Onu arındırıp temizleyen gerçekten felâh bulmuştur. Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp satan da elbette yıkıma uğramıştır.” Bu âyete çarpıldım...tutuldum...vurgun yedim. Şems Sûresi’ne âşık oldum. Buâyetteki arıtmayı herkes nefsi köreltme anlar. Oysa nefsi olgunlaştırma şeytanı tökezletmedir. Toprağa tohum ekildiğinde yabancı her şeyden arıtıldığı gibi nefis de ilâhi ümitlerle arınır ve Allah’ın lûtuf ve inayetine bırakır kendini.
Ruhumu tam manası ile doyuran tek hocam Mevlâna’dır. Hoca dediğin hem öğrencin olmalı hem öğretmenin. Dostun olmalı, sırdaşın olmalı. Hoca dediğin gönüldaşın olmalı. “Ben söyleyeyim sen dinle” dememeli. Söylemeden anlamalı. Hoca dediğin hâldaş olmalı. Vaaz verir gibi konuşmamalı. Gönlüne ipotek koymamalı. Bazen hamur etmeli mânayı. Bir kelime söylemeli ki ciltlerce kitaplardaki mânayı akıtmalı. Damlada deryayı sunmalı hoca dediğin. Arayan olmalı, aranılan olmalı. Hoca dediğin adayan olmalı kendini. Ezber bozan olmalı. Ketumluğa boğmamalı.
Sen teninle hayvan, ruhunla meleksin.
Bunun için hem toprağa hem feleğe gidersin.
Ömrümde teheccüd namazı kılmadığım gece yoktur.
Gençliğin dört umdesi vardır. Vatan kokusu, kitap kokusu, ağul kokusu ve yârin kokusu
Arafat buluşma yeri demekti. Cennetten ayrı ayrı gönderilen Âdem ile Havva birbirlerini aylarca aramış, sonuçta Arafat tepesinde buluşmuşlardı.
Dönüp duruyorum ey aşk. Durup dolaşıyorum. Arıyorum. Arıyorum. İçimdeki uzağı arıyorum ey aşk. İçimde aradığım yakın sensin. Aradığım sen. Sendeki beni, bendeki seni arıyorum. Ne bende, ne sende, hem sende, hem bende olanı arıyorum; bir teslimiyet, bir huzur, bir kabul ediş, bir kurban oluş, bir yok oluş...Evet, arıyorum ey aşk! Aşkta yanış, aşka dönüş, aşka duyuş, aşkta hissediş, aşkta sönüş...
Arıyorum...İçimdeki yakınlığı
Yakınlıktaki içimi, içimdeki seni.
Dönüp dolaşıyorum ey aşk.
Dolaşıp duruyorum.
İçimde bir yangın var ey aşk, gönlümde ateş. Gözümde yaş, gönlüm yangın, gözüm nehir.
Dün anasının karnından çıkmış olan bugün “Ben Hakk’ın diliyim” diyordu. Filan kadından olma bir kişi nasıl olur da “Ben Hakk’ın sözüyüm” diyebilir? Bu şeyhlerin çoğu Muhammed dininin eşkiyalarıdır, yol kesicileridir.
Her insan için bir âşık olma zamanı vardır,
Bir de ölmek zamanı.
Ama benim için ölmek yok, ben meleklerin secde eylediği aşkım.
...dilim kılıçtır, kınına sokmam.
Ah uğruna canımı adadığım ey Âşkım!
Nerelerdesin?
Nemrut’un attığı ateşlerde devasa alevlere İbrahim’ini yaktırmayan Rabbim! İçimde öyle ateşler birikti, öyle alevler sardı ki dört yanımı, ne olur ateşimi alacak dosta ulaşayım!...
-Allah’ım bana rahmet kapısını aç.
-Allah’ın rahmet kapısı kapalı mı ki açmasını istiyorsunuz? Rahmet kapısı her zaman açık. Kapın açık mı sen ona bak!
-Nasıl dua edeyim?
-Günahları terk etmekten daha güzel dua mı var? Sen dünyayı ahirete götüremeyeceğine göre...öyle yaşa ki dünya seni ahirete götürsün..
Şehirleri dolaşıyorum. Şehirler gördüm. Şehirdeki ölüler mezarlıklartakilerden çoktu. Aşktan uzaklaşan her can ölüydü benim için.
Bilgi sahibi olmak ile bilmek farklıdır. Bilgi sadece hafızanın bir parçasıdır. Bu halinle ancak âlim olarak kalırsın Bilmek varlığımızın parçasıdır. Bu halinle de ancak arif olursun. Bilmenin ötesine ermek ruhumuzun maveraya yolculuğudur. Bu halinle de âşık olursun.
Halvet, Arapçada yalnız kalıp, tenha bir köşeye çekilmek demektir. Tasavvufta ise, zihinsel yoğunlaşmayı ve bazı özel zikirlerle riyazetleri gerçekleştirmek üzere, şeyhin müridini, karanlık, dış dünyadan soyutlanmış bir yere, belirli bir süre için koymasıdır. Allah ile gizlice konuşmak, kalbi yanlış inançlardan ve kötü huylardan temizlemek, kurtarmak da halvet olarak değerlendirilir, bu anlamda kulun, kendini bütün varlığıyla Allah’a verip, O’ndan gayri her şeyden uzaklaştığını ifade eder.
Halvet; Hz. Peygamber’in vahiy gelmeden önce Hıra’da uzlete çekilme uygulamasından doğmuştur. Hz. Musa’nın, Tur’daki kırk günlük, Allah ü Teâlâ ile olan özel görüşmesinden esinlenerek, halvet genelde kırk güne hasredilmiştir. Bu kırk güne bağlı kalınarak, halvete erbain ve çile de denmiştir. Ancak halvetin ana gayesi; düşünceyi Allah’tan gayri her şeyden uzak tutmaktır.
Veliler, aşktan korkan insanlarca ilk bakışta deli olarak algılanır. Veli, deli-çılgın algılanmayı önemsemez. Çer çöpü dert etmez.
Aşk nedir, dediler Mansur’a. Sabredip bekleyin dedi. Üç güne varmaz görürsünüz. Önce ayaklarını, kollarını kestiler. Her uzvu aşk dedi. Astılar bedenini, o yine aşk dedi. Yakıp küllerini nehre saçtılar. Her bir zerresi huşu ile Enel-Aşk (Ben Aşkım) dedi.
Ben sana hoca, sen öğrenci; ben öğrenci, sen bana hoca olacaksın, unutma...
Gençliğimde aradığımı yaşlılığımda buldum, neylersin.
Ya ben erken geldim ya sen geç kaldın vuslata, neylersin...kader!
Dostlarınızı sınayın. Dost mu post mu belli olur. Ödleklerden dost olmaz.
“Dost, Dost, nerdesin?” diyoruz Dost’la oturmuşuz da,
“Nerdesin?” diyoruz boyuna sarhoşluktan, O’nun yanında.
O aşığı ağlarken görürsün her an;
Ya iştiyakından yahut da ayrılık korkusundan...
Kavuştu mu, ayrılma korkusuyla ağlar,
Ondan uzak kaldı mı şevkinden ağlar,
Evet, aşığın gözleri, sevgilisinden ayrıldığında da yaşla dolar,
Ona kavuştuğunda da.
Dilsiz dudaksız sözler söyleyeceğim sana, bir şeyler anlatacağım bütün kulaklardan gizli, herkesin ortasında konuşacağım;
Ama senden başka duyan olmayacak söylediklerimi...
O Karşılaşma;
YanıtlaSilSoru(Şems):
"Bende Hak tecellisi var diyen biri mi üstün, yoksa peygamber gibi, Allah'ım seni layıkıyla bilemedim, diye kendi aczini, hiçliğini belirten biri mi üstün?"
Cevap(Mevlana):
"Peygamber daha üstün, peygamber daha doyamadı Allah'a, ben de doyamıyorum, gel öğret," diyor.
Ve,
Hamdım,piştim,yandım.....
Paylaşım için teşekkürler Nihat abi.
Sinan Turan.