30 Eylül 2011 Cuma

S*kt*r Et










Kitabın Adı: S*ktir Et
Orijinal Adı: F**K IT
Yazarı: John C. Parkin
Çeviren: Figen Kılavuz
Yayınevi: Arunas Yayıncılık
Basım Yılı: 2011/15. Basım
Sayfa adedi: 194


Kitabın arka kapağından:

S*ktir Et Hayatta Hiçbir Şey Senden Önemli Değil

S*ktir Et demek sizi iyi hissettirir. Mücadeleden vazgeçmek, ne hoşunuza gidiyorsa onu yapmak, çevrenizdekilerin sizin hakkınızda düşündüklerini umursamamak ve kendi yolunuzdan gitmek harika bir duygudur.
John C. Parkin’in bu komik ve ilham verici kitabı, S*ktir Et demenin; Doğunun boş verme, vazgeçme ve bir şeylerin o kadar da önemli olmadığını fark ederek gerçek özgürlüğü bulma gibi ruhani fikirlerinin kusursuz bir Batı ifadesidir.
Si*tir Et; şarkı okumak, meditasyon yapmak, sandalet giymek ya da tütün yemek gibi eylemler gerektirmeyen ruhani bir yoldur. Modern zamanın küfürlü söylenişiyle, S*ktir Et, Batılıları şöyle bir sarsıp kendilerine getirecek, anlam dolu hayatlarımıza egemen olan stresi ve gerginliği ortadan kaldıracaktır.
Bu yüzden, bütün sorunlarınıza ve meselelerinize S*ktir Et demenin bir yolunu bulun. Hayatınızda yapmanız “gerekenlere” S*ktir Et deyin ve sonunda başkaları ne düşünürse düşünsün, neyi yapmak istiyorsanız onu yapın.

Alıntılar:

S*ktir Et dediğimiz zaman genelde size acı veren bir şeyi, bir bağınızı salıverirsiniz. S*ktir Et dediğiniz zaman, hayatın akışına kendinizi bırakırsınız, yapmak istemediğinizi yapmaktan vazgeçer, hep yapmak istediğinizi sonunda yaparsınız. Başkalarını dinlemeyi bırakır kendinize kulak verirsiniz.
S*ktir Et dediğiniz zaman, aslında temel olan ruhani bir eylemi gerçekleştirirsiniz, çünkü direnmekten vazgeçer, işi oluruna bırakır, pes edersiniz ve Tao, Tanrı vb. Olarak da bilinen hayatın doğal akışına kendinizi bırakarak rahatlarsınız.
S*ktir Et dediğiniz zaman, genellikle üzülmeyi bırakır, daha çok istemekten vazgeçer ve şanslı iseniz şu anda kendiniz olduğunuz için mutlu olursunuz.

S*ktir Et, hayatta hiçbir şey senden önemli değil.

Yapmak İstemediğimiz Bir Şeyi Yapmaktan Vazgeçtiğimizde S*ktir Et Deriz.

Önemli olduğunu düşündüğümüz şeyler canımız yakmaya başladığında, S*ktir Et dediğimiz noktaya geliriz. Bu noktada bize acı veren şeyleri yapmayı bırakır, bunun yerine daha eğlenceli şeyleri yapmaya başlarız.

Hayatın ormanlarında, ağaçlara bakarak geziniyoruz. Bu ağaçlar da bizim önem verdiğimiz şeyler. Bazıları baktıklarımız, bazıları değer verdiklerimiz, bazıları ise tam önümüze düşenler. Bazıları ise üstümüze devrilenlerden. Çünkü bazen bazı şeyler çok ters gider. Berbat şeyler ya bize ya da çevremizdekilere denk gelir. Bazıları bizi ölüme kadar götürür; bir kazaya uğrayabilir, ciddi bir hastalığımızı öğrenebiliriz.

...daha önce hiç hissetmediğim bir şeyi hissettim. Başkalarının benim hakkımda ne düşündüğü hiç de umurumda değildi, hiç tınmıyordum ve bu harika bir şeydi.

Belki de her şeyin geçici olduğunu doğal olarak biliyoruz ve buna ümitsizce bağlı kalıyoruz. Gençliğimizin yitip gittiğini, bir gün bizim ve sevdiklerimizin öleceğini, şimdiye kadar neyi biriktirdiysek hepsinin bizden alınacağını, bir gün yeteneklerimizin istenmeyeceğini, bir gün aşkımızın karşılık bulamayacağını biliyoruz. Ama yine de bağlı kalıyoruz. Ne kadar çok bağlanırsak, bir şeyler soldukça, ortadan kayboldukça, öldükçe o kadar çok acı hissederiz. Bazen ne kadar çok bağlanırsak, o kadar çok kayıp yaşarız.
Kör olası şikâyet etmeyi bırakın da her şeyi olduğu gibi kabul edin. Her şeyi olduğu gibi kabul etmek varılabilecek en güzel noktadır.

İş, aile, arkadaşlar, cinsel yaşam, beklentiler ve her şey açısından hayatınızı nasılsa öyle kabul etmek nasıl olurdu? Dünyayı olduğu gibi yani berbat, pis, ısınan, savaş yanlısı, hırsla dolu bir yer olarak kabul etmek nasıl olurdu? Bunu bugün deneyin. Hem iyi hem de kötü haberleri, size davranmasını istediğiniz gibi davranmayan insanları, plana göre işlemeyen şeyleri olduğu gibi kabul edin.

Bir süreliğine kıpırdamadan oturmak (genellikle “meditasyon” olarak da adlandırılıyor) içinizdeki Röntgenci ile irtibata geçmenin iyi bir yoludur. Bu kelimenin baş harfinin büyük yazılması hayatınızda ona ne kadar önem verdiğinizi göstermez mi? Orada oturun, her zaman olduğu gibi düşünceleriniz sizi sarsın ve düşünceleri sanki size ait değilmiş gibi yukardan izleme hissini geliştirin. Düşüncelere müdahale etmeyin, onları yargılamayın. Sadece kabul edin. Bu size düşüncelerinizi yargılamaksızın, tarafsız bir şekilde izleme fırsatını verir.

İç çekmek, “S*ktir Et bugün olan biteni. Şimdi arkaya yaslanıp rahatlamanın zamanı,” demenizin kusursuz bir yoludur.
Bütün işlerin hallolduğuna dair vücudunuzu inandırırsanız, vücudunuz da arkasına yaslanır, rahatlar, daha sonra da İÇİNİ ÇEKER.

Masanızdan kalkıp, gidip yeni seksi muhasebecinizle konuşmak istiyorsanız, derin bir nefes alın, S*ktir Et deyin ve gidip konuşun.
Seyahate çıkmak istiyorsanız, derin bir nefes alın, S*ktir Et deyin, istifanızı verin ve uçak biletlerinizi ayırtın. Sıkıcı bir ilişkiden bıktıysanız, derin bir nefes alın, S*ktir Et deyin ve o ilişkiyi bitirin. Bugün.

Hatta o seçim zamanlarında bile. Kendinizi kötü hissettiğiniz, rejimi bozup bozmamakta ve ve kendinize verdiğiniz sözü tutup tutmamakta savaş verdiğiniz zamanlarda...sadece üstünüzdeki baskıyı atın. S*ktir Et deyin veya yiyip kabullenin ya da yemeyip hayatınıza devam edin. Fakat bunu ölüm kalım meselesi haline dönüştürmeyin.

İlişkilerinize S*ktir Et Deyin.
İşte böylece geldik mayın tarlasına. Nasıl S*ktir Et diyeceğinizi anlamanız gereken yaşamınızın en zor alanı budur.
(...)
İlişkilerin önemi en dip köşelerimizi etkiler. İlişkimiz bizi anlatır. İlişkimiz dışarıdaki dünyayla en yakın bağlantımızdır.

...ilişkilerin ilk gün, hafta ve ayları daha çalkantılıdır. Yıllar sonra ilişkide bir şeyler önemini yitirmeye başlar, çıkarlar azalır ve acı potansiyeli azalır.

Birine âşık olduğunuzda, hayatınızdaki öteki şeyler önemini yitirir. Bazen önemli olan tek şey âşık olduğunuz insandır. Dünya hakkındaki bütün algılarınız pencereden uçup gider. Hayatınızdaki mantık buharlaşır yok olur.

Aşk kendinizden başkasına değer vermek, bağlanmak ve bağımlılık olduğu için, romantik aşk, S*ktir Et yaşam tarzına meydan okumadır. Başkasına değer vermek, bağlanmak ve bağımlılık birini sevmenin parçasıdır diye düşünürüz.

Birine çok âşık olduğunuz ilişkileri düşünün: Onlara sırılsıklam aşık olun (bu da sizin şimdiki ilişkiniz olsun tabii ki). Onlara bağlı olduğunuzda nasıl olduğunuzu hatırlayın: ilgilerini ve bakışlarını sevdiğinizi...aramalarını beklediğinizi...her şeyden önemli olan onlarla geçirdiğiniz mutlu anları. Kötü anları da hatırlayın: Sizi ne kadar sevdiğine dair endişelerinizi...kıskandığınızı...birine bu kadar bağımlı olduğunuz için kendinize kızdığınızı.
Şimdi o ilişkide bir şeyler önemini yitirseydi nasıl olurdu diye düşünün.

...böylece aşk rahatlamış bir ilişkide daha sağlıklı olur. Eğer eşinizin başkasıyla kaçıp gideceğini düşünüyorsanız, S*ktir Edin, elinizi sallasanız ellisi. Bu yüzden, bulabileceğiniz en gelişmiş rahatlama yöntemi sağlığınızı umursamak değildir, umursamamaktır, sağlığınıza S*ktir Et demektir.

Para. Eğer paranız yoksa, S*ktir Et deyin ve hayatı olduğu gibi yaşayın. Birazcık paranız varsa, S*ktir Et deyin ve insanların size değer vermesinin tadını çıkarın. Çok paranız varsa, S*ktir Et deyin ve ne kadar harika bir insan olduğunuzu, dünyanın size ne kadar çok şey verdiğini düşünerek dünya nimetlerinin tadını çıkarın.

Evet, bu benim. Tabii ki huzurlu, sakin, cömert ve nazik, odaklı ve dengeli olabilirim, fakat stresli, gergin, kızgın ve saldırgan, korkak ve sinirli, bencil ve soğuk da olabilirim. Tedavi anlamında gördüm ki “olumsuz” duyguları salıvermek çok önemliymiş. Sağlıklı bir ortamda bu duygularla yeteri kadar ilgilenirsem ve bu duyguları yeteri kadar açığa vurursam, sonunda çıkıp gideceklerini düşündüm.

Acımasız ve soğuk olmak isteyen bir kişi bile ara sıra kalbinde aşkı ve sıcaklığı hisseder, bu hisleri içinde barındırdığı için de kendine kızar. Sevmediğiniz taraflarınız, utandığınız yanlarınız hepsi size çok yakışıyor. En kötü tarafınız diye düşündüğünüz şeyin en iyi tarafınız diye düşündüğünüzden farkı yok.
Kızgın, gergin, kıskanç, acımasız olmanızla sakin, huzurlu, cömert ve aşk dolu olmanız aynı şeyler, çünkü bu sizsiniz. Bu benim.

Bu yüzden ebeveynlik doğal bir S*ktir Et seviyesiyle beraber gelir. Daha önceden bizim için önemli olan şeylere doğal olarak S*ktir Et deriz. Kadınlar nasıl göründüklerine, ne giydiklerine artık önem vermezler. Bir kafede omuzlarından sarkmış bol bir kazak bile giymek onları rahatsız etmez. Ünlü iş adamları çocuk bahçelerinde çocuklarını garip sesler çıkararak ve tuhaf tuhaf yüz şekilleriyle, bir aptal gibi görünerek eğlendirmeye çalışırlar.

Kendini kontrol etme, kendi üzerinde disiplin sağlamaya çalışma çabaları gerginlik yaratıp, üzerinizde dayanamadığınız bir baskı oluşturabilir. Beklentilerinizi gerçekleştiremediğinizde yaşadığınız hayal kırıklığı kendinizi hüsrana uğrattığınızdakinden daha beterdir. İşte bu yüzden hepsine S*ktir Et deyin. Canınız ne çekiyorsa onu yapın. Daha zayıf, güzel, sağlıklı olmak için her gün kendinize işkence çektirmeyin. Kendi kendinizi maruz bıraktığınız gerginliği vücudunuzdan attığınızda, kendinizi daha özgür hissedeceksiniz. Özgür hissettiğinizde de vücudunuzun istediğiyle daha uyumlu olacaksınız.

Her zaman kendim için planlar yapar ve amaçlar koyarım. Yapmam gereken şeylerin listesini yapar, hayatımda değişik şeyleri yapmak için amaçlar belirlerim.
Bir şeyi yapmak istediğinizde, her neyse yapmak istediğiniz, ona ulaşmak için plan yapmanız, süre belirtmeniz ve o süre içinde o şeyi halletmeniz gerekir. Böylece hedefinize ulaşırsınız.
İnsanların birçoğunun sorunu ne yapmak istediklerini bilmemeleridir. Yaratıcı bir şey yapmak, para kazanmak, özgür olmak gibi belirsiz istekleri vardır. Fakat gerçekten ne yapmak istediklerini açıkça belirtemezler. Böylece oradan oraya savrulur, bazı anların tadını çıkarır ve diğerlerinden nefret ederler, fakat hiçbir zaman başarının ve isteklerini gerçekleştirmenin tadına varamazlar.

İlk önce, sizden plan yapmanızı istedim, hatta kitap almanızı teşvik ettim, daha sonra size özgür bir hayat için planlarınızdan vazgeçmenizi söyledim. Bana güvenin. Ne söylediğimi ve nereye doğru gittiğimizi biliyorum. Bu yüzden ben bir şeyler önerdiğimde, lütfen çığlık atmayın.

İnsanlar ne kadar uğraşırsa uğraşsınlaar, “iyi” ve “kötü”, “barış” ve “savaş” arasındaki görünen denge her zaman aynı kalır. Her zaman “iyi” insanlar ve “kötü” insanlar vardır. İyi eylemlerin dünyadaki etkisi olağanüstüdür. Kötü eylemlerin etkisi de öyledir. Fakat ikincisi daha çabuk yayılır. Sonuçta, dünyanın genel olarak “kötü” olduğuna inanırız ve dünyayı daha iyi bir yere dönüştürmeye çalışırız.

Bu yüzden, hayatı yaşamanın iki tane yolu vardır:
1.Bedeli ne olursa olsun acıyı umursamayarak, mutluluğa yoğunlaşmak.
2.Mutluluğun ne olduğunu unutarak acıya yoğunlaşmak.
Tabii ki başka bir yol daha var. Bu yol da hayatın mutlulukla acı arasında dans etmek olduğunu kabul etmemizdir. Acıyı umursamadığımızda acı yok olup gitmez. Acıyı iyileştirmeye çalışsanız bile acı hâlâ oradadır, çünkü hayatın bir parçasıdır.
Hayat hem acıyı hem de mutluluğu içinde barındırır.

Öteki İnsanların Sizin Hakkınızda Ne Düşündüğüne S*ktir Et Deyin. Korkuya S*ktir Et Deyin.
Korku ve Aşk
Hayatımıza egemen olan bariz iki karşı güç vardır. İyi ve kötü değil. Aşk ve korku. Evet doğru: Aşkın karşıtı nefret değil korkudur.
Bu iki duygudan biriyle hareket ederiz.
Ya hayatı kucaklar ve severiz, libido diye adlandırılan bu kelimeyi çok severim, çünkü bir çok insan bu kelimenin cinsel istekle alakalı olduğunu düşünür.
(...)
Fakat libido tamamen yaşama aşkıdır. Libidonuz yüksekse, hayatınızı çok seviyor hatta arzuluyorsunuz demektir.
Hayatı arzulamanız sahip olunacak en güzel duygudur. Hayatla aşkla bakarsanız, kendimizi tamamen hayata açarız.
Bu durumun tam tersi de korktuğumuz zaman ortaya çıkar. Korktuğumuz zaman kendimizi hayata kapatırız. Korktuğumuz zaman içimize kapanır, kendimizi saklarız.

Herkesi her zaman memnun edemezsiniz. Bu yüzden boşuna uğraşmayın. Kendinizi mutlu etmeye bakın ve görün neler olacak.

...insanlardan duyduğum en yaygın cümlelerden birisi, “Ne yapmak istediğimi henüz bilmiyorum.” Bu cümleyi sadece 20’lerinde olanlardan değil, 30’larına 40’larına gelmiş insanlardan da duyuyorum. İnsanlar bu cümleyi yıllarca bıkmadan söylüyorlar. Bu da içlerinde bir yerlerde bir şeylerin doğru olmadığı hissini anlatan tek dile getiriliş.
Eğer yağmurdan, insanlardan, işinizden, gergin insanlardan dolayı mutsuz olduğunuzu düşündüğünüz için kaçıp gidiyorsanız, bir daha düşünün, çünkü bütün mutsuzluğunuzun kendi içinizde olma ihtimali de vardır. Nereye giderseniz gidin, nasıl bir cennet bulursanız bulun, bütün mutsuzluğunuz er ya da geç ortaya çıkacaktır.

Siyasetçilerin asla “Bakın, oturup bunu etraflıca düşündüm ve anladım ki tam bir g*tlük yapmışım. Şimdi öncekinin tam tersini düşünüyorum, kusura bakmayın,” dediğini duymazsınız.

Eğer daha derin yaşamak istiyorsanız, daha derin nefes almalısınız. Yani nefesinizi karnınıza doğru çekmelisiniz. Hadi deneyin. Nefes aldıkça, karın kaslarınızı dışarıya itin. Karnınızda bir balon olduğunu, sizin de bu balonu nefesinizle şişirmek zorunda olduğunuzu düşünün. Daha sonra bu balonu her nefes verişte söndürün.
Bu şekilde nefes alıp vermeyi öğrenmek hayatınızı değiştirebilir. Göğüs (sığ) nefesçisinden, karın (derin) nefesçisine geçmek fizyolojik olarak sizde çok büyük etkiler yaratabilir. Ciğerlerinizi daha etkin bir şekilde doldurursunuz. (Göğüsten nefes alıp vermeyle ciğerlerinizin üçte ikisini anca doldurabilirsiniz.) Böylece vücudunuzun temel yakıtı olan oksijeni daha çok alırsınız.
Diyaframınızın yeni hareketi (Nefes alışta yukarı kalkmak yerine derin bir şekilde aşağıya iniyor) iç organlarınızın hepsine harika bir masaj yapar. Masaj yapılmış organlar, ılık bir duş gibi hoşa giden kanla dolarlar. Bütün bağırsak sistemine de çok iyi bir masaj yapılır, böylece vücudun istediğini verir, ihtiyacı olmayanları dışarıya gönderir.

Köpüklü ve lastik eldivenli bulaşık yıkama dünyasına farkındalık ve meditasyon egzersizi olarak giren ilk ben değilim. Budistler tarih öncesinden beri odunları kırıyor, su taşıyor ve Ikea bardaklarını yıkıyorlardır.
Bu yüzden, S*ktir Et Meditasyon Şekillerinden hem rahatlamak hem de yıkamak için kendi deneyiminizi kullanın. Kollarınızı ve bacaklarınızı rahatlatın.
Daha sonra bardakları yıkamanın nasıl bir şey olduğuna dikkat edin. Sıcak suyun nasıl hissettirdiğini, bardakların birbirine değme seslerini, köpüklere yansıyan ışığın güzelliğini. Birkaç kere yıkadıktan sonra kendinizi tutmak zor olabilir. Her fırsatta bulaşıkları yıkamak isteyeceksiniz. Bu da size eşinizle, ailenizle ve arkadaşlarınızla olan ilişkilerde çok şey kazandıracak. Fakat ellerinizin birazcık sertleşmesine sebep olabilir, bu yüzden iyi bir nemlendirici krem kullanmayı unutmayın.

Gerçek şu ki sevdiğimiz işleri yaptığımızda, sadece kendimizi değil çevremizdekileri de mutlu edebiliriz.
En sonunda, hepimiz ne hoşumuz gidiyorsa, onu yapmak istiyoruz. Bu şekilde yaşayan insanlar bize ilham verir ya da eğer özellikle çok gerginsek bizi sinirlendirir. İşte bu S*ktir Et’in özüdür. Düzenlemelere, kurallara, beklentilere ve zorunluluklara tükürmek. S*ktir Et deyip kendi yoluna gitmek.

Hayat ruhaniyetin ta kendisidir. Hayat sadece kendi yolunda akıp gider. Hayat kimseyi ne eleştirir ne de yargılar. Hayat olana karşı çıkmaz. Çünkü hayat olduğu gibidir.
Hayat saf yumuşaklık ve rahatlıktır. Hayata direnmek sertlik ve gerginliktir.
S*ktir Et her şekilde gerginlikten rahatlamaya giden bir yoldur.
S*ktir Et, en derin şeyi söylemenin en küfürlü yoludur: Rahatladığımızda ve hayatın akışına kendimizi bıraktığımızda, esas özgürlüğün tadına varırız.
İşte bu yüzden, S*ktir Et, Temel Ruhani Yoldur.
(Tamam, herhangi bir ortamda bu sözü söylemek zor olabilir ama biraz kıvırıp “Ne yapalım, hayat bu, arkadaş,” deyip “Seni seviyorum, arkadaşım, gerçekten,” diye ekleyebilir ve hedefi tam on ikiden vurabilirsiniz.)


0 yorum:

Yorum Gönder