Kitabın Adı: Erkeklerin Hikâyeleri/Murathan Mungan’ın Seçtikleriyle
Yayınevi: Metis
Basım yılı: Temmuz 2004
Sayfa Adedi: 189
Kitaptan Alıntılar:
Erkeklerin bağımsızlık merakları, serüven tutkuları, sevgi gereksinimleri, sahiplenme istekleri, bağlanma korkuları, toplumsal rolleri ve birlikteliğin tuzaklarından kalkarak çoğaltılabilecek nice durumun yarattığı iki cins arasındaki ezeli sorunlar içinde sıkışıp kalmış hikâyeler...
"Bu da erkeklerin hikâyeleri," diye okunabilir bu kitap. Ya da erkeklerin nasıl gördüğü, nasıl hissettiği, nasıl yaşadığı ve nasıl anlattığı üzerine olan bu hikâyeler için "bir de erkeklerden dinleyelim bakalım," denebilir. Yazarların yalnızca erkeklerden seçildiğine bakılırsa, "erkek yazarların hikâyeleri" diye de yorumlanabilir.
Murathan Mungan
Önsöz
Murathan Mungan
İlişki kurmada ya da sürdürmede, birlikte yaşamanın ortak dilini tutturmada çeşitli güçlükler yaşayan; kadınlar tarafından kapana kıstırılma, tuzağa düşürülme, kafeslenme kuşkuları taşıyan erkeklerin ilişkiden anladıklarıyla kadınlarınki birbirinden farklı olmuş tarih boyunca.
Erkeklerin bağımsızlık merakları, serüven tutkuları, sevgi gereksinimleri, sahiplenme istekleri, bağlanma korkuları, toplumsal rolleri...
Kendini Öldürenler, Cesare Pavese
...insanın yaşamak için başkalarından önce kendisine karşı kurnaz olması gerektiğinin.
Yine boşanmaktan söz ettiği bir defasında patlamıştım. “Biraz insaflı ol ama, senden rahatı var mı? Canının istediğini yapıyorsun, ayrıca, seni aldattığı doğruysa bile, sen de karşılığını veriyorsun sanırım.”
“Hiçbir şey yapmak istemedim,” diye karşılık vermişti Carlotta. “O günden beri çalışıyorum.” Bana bakarak: “Üstelik şimdi sen varsın, öyle bir şey olsa, seni aldatmış duyumsardım kendimi.”
Oyun burda işte. “Kendini öldürmeyi düşünecek kadar zayıf olan, öldüremeyecek kadar da zayıf oluyor...
“Carlotta,” diyordum, “nasıl âşık olunur? Uzun süredir âşık değilim. Güzel bir şey olmalı, diye düşünüyorum. İyi giderse tadı çıkarılır, kötü giderse umulur. Günü gününe yaşandığını söylediler bana. Nasıl oluyor, Carlotta?”
Matmazel Claude, Henry Miller
Sesler, Vladimir Nabokov
Sesin de ilk kez duruydu. “Ben neye karar verdim, biliyor musun? Dinle. Sensiz yaşayamam. Kocama aynen bunu söyleyeceğim.
Seni yitirmek harikaydı.
Meslek Seçimi, Bernard Malamud
Merhem, John Cheever
Kişi, duygusal açıdan romantik, cinsel açıdan azgın bir evliliğin belalarından pekâlâ kurtulabilir, dedim kendime, ama tıpkı bakım sürecinin sancılarını çeken bir bağımlı gibi attığın her adımı çok ince hesaplamalısın.
Kameriye, Raymond Carver
“Kalbim kırıldı,” diyor. “Taş kesildi. Hiç iyi değilim. Bundan kötüsü de olamaz, yani hiç mi hiç iyi değilim.”
“İçimde bir şeyler öldü,” diyor. “Ölmesi uzun sürdü ama sonunda öldü işte. Sen her şeyi öldürdün, tıpkı bir balta alıp kesmişsin gibi. Her şey kirlendi artık.”
Holly diyor ki, “Sen evliliğin dışına çıktın. Öldürdüğün şeyse güven.”
Derken o Cumartesi sabahı, durumumuza yenilik getirmeyen tartışmalarla geçen bir geceden sonra uyandık. Gözlerimizi açtık ve birbirimize şöyle iyice bir bakabilmek için yatakta yüz yüze döndük. O zaman ikimiz de anladık durumu. Bir şeyin sonuna gelmiştik ve yapmamız gereken, her şeye yeniden başlayabileceğimiz bir nokta bulmaktı.
Kalktık, giyindik, kahve içtik ve bu konuşmayı yapmaya karar verdik. Hiçbir şey bizi engellememeliydi. Ne telefon zili ne de müşteriler.
Fazla Karıştırma, Alberto Moravia
Agnese, “Cehennemin dibine kadar yolun var!” bile demeksizin böyle çekip gitmektense bana haber verebilirdi. Kusursuz olduğumu iddia etmiyorum, ama bana neyin özlemini duyduğunu söyleseydi, üzerinde konuşabilirdik. Oysa tam tersine, iki yıllık evlilikten sonra bir tek kelime bile etmeksizin, üstelik bir sabah benim evde olmadığım bir anı kollayarak gizlice çekip gitti, tıpkı daha iyi bir ev bulan hizmetçilerin yaptığı gibi. Çekti gitti ve ben hâlâ beni bırakıp gittikten altı ay sonra bile nedenini anlamış değilim.
Genellikle kocalar ya ofislerine, ya dükkânlarına giderler, yapacak hiçbir şey bulamazlarsa arkadaşlarıyla gezintiye çıkarlar. Ama Agnese benim için her şeydi, ofisim, dükkânım, arkadaşlarım. Onu bir dakika dahi yalnız bırakmıyordum, belki şaşıracaksınız, ama yemek yaparken bile yanından ayrılmıyordum. Mutfak işlerini çok severim ve her gün, her öğünden önce, bir önlük takar ve Agnese’ye yardım ederdim. Hemen hemen her işten birazcık yapardım: Patatesleri soyar, fasulyeleri ayıklar, sebzeleri ve etleri doğrar, yemeklere bakardım. Ona öylesine kusursuz bir biçimde yardım ediyordum ki, bana, “Bak, sen yap...başım ağrıyor...biraz uzanacağım,” derdi. O zaman yemeği kendi başıma pişirirdim, hatta yemek kitabı sayesinde yeni şeyler denemeye de başlamıştım. Ne yazık ki Agnese iştahlı biri değildi; hatta son günlerde iştahı iyice kesilmişti ve neredeyse yemeklere hiç dokunmuyordu. Bir kez bana şaka olarak, “Erkek doğmakla yanlış yapmışsın...sen bir kadınsın...üstelik tam bir ev kadını,” demişti.
Gün Boyu Gece Yarısı, Hanif Kureishi
Marina ile arasında ne vardı? Birbirlerini yalnızca istemişler miydi? Bilmiyordu bunu, şimdi bile bilmiyordu. Elinden gelen tek şey, bu budala, harika, bencil aşklarının her iç çekişini, her haykırışını alabildiğine yaşayıp bu soruya yanıt bulmaktı. Her ikisi de ancak o zaman devam edip edemeyeceklerini öğreneceklerdi.
Birbirlerini seviyorlardı, ama birlikte yaşayabilirler miydi? İşte bu düşünce, Ian’ın hayatını cehenneme çeviriyordu.
Yirminci yüzyılın trajedisi faşizm ve komünizm idiyse, her ikisinin de mağlup edilmiş olması bir zaferdi.
Benim Anlatışım, Truman Capote
Kızı bayağı düşman etti bana, hem de sözcüklerle anlatılamıyacak bir düşmanlık. Öyle ki yanına gittiğim zaman beni itelemeye filan başladı, ama şöyle bir-iki tokat yiyince, aklı başına geldi. Karım bana saygısızlık, terbiyesizlik edecek de, ben hiç sesimi çıkarmayıp öyle duracağım, olacak şey mi?
Buluşma, Charles Bukowski
Laçen'le Hıdır'ın Öyküsü, Paul Bowles
Araya Giren, Jorge Luis Borges
Otostop Oyunu, Milan Kundera
Bu aynı objektiften iki görüntüye bakmak gibiydi, birinin arasından öbürünün görüldüğü üst üste konulmuş iki görüntü. Üst üste konulmuş bu iki görüntü ona arkadaşında her şeyin bulunabileceğini, ruhunun korkunç derecede amorf olduğunu, bu ruhta sadakatsizlik kadar sadakatin, masumluk kadar ihanetin, iffetlilik kadar hoppalılığın yer alabileceğini söylüyordu.
Benzin İstasyonundaki Kadın, Bernhard Schlink
Sevme, arzulama ve sevişme arasındaki doğal ilişkiyi unutmuş muydu?
Uyku tutmayınca, uyumakta olan karısını seyre daldı. Onun yaşını, kırışıklarını, gıdısını, kulaklarının ve gözlerinin altından sarkan derileri gördü. Şişmiş yüz, keskin koku ve ıslıklı nefes...
Kocası, kitaplarını okuyabileceği ve yıllar önce planladığı, malzeme de topladığı kitabını yazabileceği büyük bir odası olmasını istememiş miydi hep?
Zaman niçin sürekli artan bir hızla akıp gidiyor? Şu anda yaşanmakta olan zaman, bitmeye yaklaşması nedeniyle birinci yarısından daha hızlı geçmesi gibi, insanın ömrü azaldığından, yaş arttıkça zaman daha mı hızla akıp gider? Yoksa bu hedeflere mi bağlıdır? İnsan sabırsızlıkla en sonunda başarılı olmayı, saygı görmeyi, zengin olmayı beklediği için midir ki gençlik yıllarında zaman ona fazla uzun gelir ve sonraki yıllarda, beklenecek hiçbir şey kalmadığı için delice bir hızla akıp gider? Yoksa, bir yoldan ne kadar sık geçilirse o kadar hızlı geçilmesi gibi, insan bütün günlerin seyrini zaten bildiği için midir ki ilerleyen yaşla birlikte günler daha hızlı geçer? Ama öyleyse, aslında değişimleri istemiş olmalıydı. Ya da kalan ömrü değişimlerle yitirilmeyecek kadar azalmış mıydı?
Karısının küçük şeylerden duyduğu sevinç; bununla ne kadar sık hayrete düşürmüş ve mutlu etmişti onu. Ve sevincini yansıtan sokulganlığı!
Bir Aile Yemeği, Kazuo Ishiguro
Aydınlık ve Temiz Bir Yer, Ernest Hemingway
Teşekkürler Nihat abi.
YanıtlaSilSinan Turan.