31 Mayıs 2012 Perşembe

Tennure ve Ateş








Kitabın Adı: tennûre ve ateş/Mevlâna Celaleddin Rûmi
Yazarı: Sinan Yağmur
Yayınevi: Karatay Akademi
Basım yılı ve sayısı: Mart 2011/38. Baskı
Sayfa adedi: 398

Arka Kapak

Hz. Mevlâna günümüze, asırlar öncesinden şöyle seslenmektedir: Beni çokça konuştunuz, sıkça andınız, afişlerde sözlerim sloganlaştı, ziyaretime koştunuz, andınız ancak beni anlamadınız. Anlasaydınız evlerde kavga tütmezdi, trafik ışığında geç kaldın diye cinayet işlenmezdi, yan baktın omuz çarptın diye insanlar canice bakışmazdı. Beni anlamış olsaydınız, bir elin parmakları gibi olan kardeşler terör belası ile kan kaybetmezdi. Ben "Gel" dedim, geldiniz peki gelişinizle yüreğinize ne doldurup sizde neler değişti? Cezaevleri neden tıka basa dolu? Ahlak, birlik, yardımlaşma, halden anlama masallarda kalan meziyetler olmazdı. Sahi beni gerçekten anladınız mı? Ben sizin için yanıp tutuştum, avucumda denizleri çöllerinize taşıdım, hani yetiştirdiğim güller? Beni olduğum gibi anlasaydınız. Ah anlasaydınız. Ağlatmazdınız anaları. Beni anlamış olsaydınız gökkubbe altında hoş bir sedâ bırakmanın, hoşça bakmanın mutluluğuna ermeyi o kadar kolay yakalardınız ki. Beni bir de Sinan Yağmur'un kaleminden okuyun.
Tennure ve Ateş'i Hz. Mevlâna ile yüzlerce yazılmış kitaplardan farklı kılan ömür haritasındaki bütün bilinmeyenleri kaynaklar ışığında sunarak merak edilen Mevlâna'dan maşuk Mevlâna'ya doğru bir yolculuğa çıkarmasıdır.

-Mevlâna nasıl bir babadır!
-Sosyal hayatındaki güzidelikleri neden biz gerçekleştiremiyoruz?
-Şems ne yaptı, ne eyledi de alim bir Celaleddin'i Mevlâna'laştırarak Konya'dan tüm dünyaya duyurmayı başardı!
-Şems niçin geri planda kaldı?
-Mevlâna Şems dostluğunu nasıl görmeliyiz?
-Mevlâna, Nasrettin Hoca ile dargın mı düştüler?
-Ahi Evren Veli'yi Konya'dan kovdu mu?
-Hacı Bektaş-ı Veli ile aralarında soğukluk yaşandı mı?
-Yunus Emre Mevlâna tarafından dışlandı mı?
-Moğollar için para karşılığı casusluk yaptığı doğru mu?
-Neden müritleri genelde mazisi suçlarla dolu tövbekârlardan ve fakirlerden oluşmaktadır?
-Ana dili Türkçe iken niçin eserlerini Farsça yazdı?
-Mevlâna'nın defni esnasında naaşı getirilirken vefat etmiş babasının kabirden ayağa doğru kalktığı gerçek mi, efsane mi?  
-Fahişelik yapan bir kadını müritliğe kabul etmesi gerçek mi?
-Mesnevisinde cinsellik ile ilgili hikayeleri anlatmakta amacı neydi?
-Kimya hatunla Şems'in evliliğinde neden ısrar etti!
-Oğlu Alâaddin Şems'in öldürülmesinde rol oynadı mı?
-İktidarla arası nasıldı?
-Müziğe bakışı nasıldır?


Kitaptan alıntılar:

Sinan YAĞMUR
Sene 1984. Mekân Kırşehir. Destur dedi çıktı yola. Yunus Emre kokan diyarlardan geçti. Aşıkpaşadan güller devşirdi demet demet. Öğrenci olarak Aşk-ı Mevlâna şehri Konya’ya yüz sürdü. Yüreğinde şerhaları biriktirdi senelerce. Mesnevi deryasında yıkadı gözlerini, Divan-ı Şems’te döktü bulutlarını. “Yetmez” dedi Fih-i Ma Fih. Yeşil kubbenin önünde sabahladı kimi geceler. Kimi geceler Ateşbaz-ı Veli sokağında Şems’in huzmelerine açtı gözlerini. Kütüphanelerden beslendi kahvaltı niyetine. İftarlarını Şems’in Makalat’ında tadımladı. Senelerce biriktirdiği damlaları kâğıtlara damlatması gerekiyordu. Yazdı. Okudu. Anlattı. Kâfi değildi. Aşkın mihmandarlarını yanlış-eksik ve yanlı yazanlara karşı vefanın vebali ile cevap vermek zorundaydı. Susmak ‘Hamuş’ olanların hakkıydı. Yazmak yüreği kalem tutanların mecali. Madem ki insanlık Mevlâna’ya aç. Aç bir kapı da buyur et yürekleri diyerek TENNÛRE VE ATEŞ’İ sundu, aşk çilesinde bir nebzecik de olsa katkım olur düşüncesiyle. Şimdi sadece susukunluk makamından bir fısıltı olarak hasbihaldesiniz aşk tüten sayfalarda.
Mevlâna’yı anlamak
Mevlâna’yı anlamak demek, onu yaşamak demektir. Yaşamak için de inanmak gerekiyor. İnanmadıktan sonra, anlamak mümkün olmaz. Ne kan bağı yakınlığı, ne dil bağı yakınlığı, ne coğrafya ve ne de tarih bağı yakınlığı bir büyük Veli’yi anlamaya yeterli değildir. Mevlâna’yı anlamak için gönül bağına ihtiyacımız var. Yukarıda zikrettiğimiz bağlar yetseydi eğer, Hallac-ı Mansur’u, Nesimi’yi çağdaşları anlardı. Hz. Muhammed’i amcası Ebu Leheb anlardı.
Mevlâna’yı anlamak, akıl+gönül+ kültür ve yaşamak işidir.
XIII. Yüzyıl Anadolusu’nun Siyasi ve Sosyo-Kültürel Durumu
XIII. yüzyıl Anadolu’sunda genel durum pek iç açıcı değildi. Kaos ve krizlerin pençesinde inleyen, umutsuzluğun ve karamsarlığın hakim olduğu bir coğrafyada iki şey vardı: Katliam ve kargaşa...Kardeş kavgaları, siyasi otorite boşluğu, mezhep çatışmaları, cemaat kavgaları, hizipçilik, siyasi ve dini kaynaklı isyanlar, sapık ve batıl düşüncelerin yaygınlaşması, toplum simsarlarının halkın özgüvenini tahrip etmesi ve bütün bunlar karşısında insanların ne yapacağını bilememekten kaynaklanan dayanılmaz sancıları...İnsanlar, neye inanıp neye inanmayacaklarını bilemez bir halde, olup biteni seyretmekle yetiniyorlardı. Adeta kurtarıcı bir el, muştu dolu bir ses bekleyişi içindeydiler. Korku ve ümit arasında yürekler çarpıyor, ayrılıkları gayrılıkları kaldırıp tevhid sancağı altında birlik ve beraberlik mesajı getirecek kutlu bir insanı bekliyorlardı.
Bir yandan iç karışıklıklar, taht kavgaları, diğer yandan Moğol zulmüne maruz kalan Anadolu insanı sevgiye, barışa ve huzura hasret kalmıştı.
Anne: (Mümine Sultan)
Mevlâna, Mesnevisi’nin bir beyitinde: “Kadın Allah nurudur. Sevgili değil yaratıcıdır(doğurgan)” buyurur.
Peki nasıl oluyor da yaşıtlarından daha olgun yetişti, bu denli derin ilmi derceye çocuk yaşta kavuşması avantaj mı değil mi?
Her beldeden ayrı bir tad alan Mevlâna, çiçek çiçek öz toplayan arı gibiydi. Vakit gelince de elvan elvan çiçeklerden topladığı özlerden peteklere balını dökecekti.
Ve Konya’ya Geliş
Bir an olsun meclisimiz beze.
Beze de gökyüzü, geceyarısında güneşi apaçık görsün.
Selçuklu Konya’sı Türklerle ilk kez Afşın Bey zamanında tanışır. Bu bir kuşatma olmaz. Nihayet Sultan Kılıç Arslan Konya’ya yerleşir ve başkent yapar. Artık Türk-İslam ruhu Konya topraklarında yeniden canlanmaya başlar. Sultan Murat devrinde Anadolu “Turkia” Türkiye adını alır. Bu değişime uygun olarak Konya şehri de Türk’ün lehine değişmeye başlar.
Mevlâna’nın Halvete Girişi
İyilik ettiğin müddetçe görürsün ki iyi yaşamaktasın, gönlün rahat. Fakat bir kötülükte bulundun, bir fenalık ettin mi o yaşayış, o zevk gizleniverir.
Aşkı Acıda Arayanların Alın Yazısı ve Şems
Gözyaşıdır ki yıkayarak yakar, yakarak yıkar. Arıtır ve eritir; temizler ve gizler...Fazilettir, diyettir...
“En büyük ilim gene üç şeyle kaimdir: Konuşan bir dil, şükreden bir kalp ve sabreden bir vücut.”
Kıvılcımın Mevlâna’ya Düşmesi
AŞK dediğin ya Allah’tan gelmeli...ya Allah için olmalı...ya da Allah’a ulaştırmalı; yoksa yerle bir olmalı...
Kıvılcımın Ateşe Dönüşmesi
...ama piştim, yandım. Zaten beni senden başkası yakamazdı...
Mevlâna Şems Dostluğu Üzerine
Her harfi yoluna heceledim!...Ve bilesin üstüne aşkı giydirdiğim bu yüreğe; ben söz verdim; hiçbir harfi, sensiz bir cümleye kurban etmedim.
Şems: Susmak sessiz kalmak değil dışarıya karşı sağır olmak da değil. Biz aleme gürültü için geldik. Bu gürültü kulağın değil yüreğin kıyameti olmalı. O halde kıymet bilmezlerden seni anlamalarını bekleme.
Bütün mutasavvıflar gibi Mevlâna da tasavvufta şu üç ana düstura uygun yaşamıştır. Az yemek, “Açlık Rab hastalarının ilacıdır”, az uyumak, az konuşmak.
“...iki deniz birleştiren” bir dostlukları...
Şems ve Mevlâna’nın İlk Ayrılıkları
“Dayan gönlüm!..Biçare değilsin Yaradan sana yâr.
Kimsesiz değilsin, yanında ‘Kimsesizler kimsesi’ var!..Biliyorum! Sığmazsın hiçbir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var.”
Şems’in Konya’ya İkinci Kez Gelişi
Lisânı ağızda olanı değil, lisânı gönülde olanlara yâr et bizi...Tebessümü simâsında olanı değil, tebessümü gönülde olanlara kat bizi...Aşkı tende sananı değil, aşkı ruhunda can bilenlere arat bizi...
Nurlar bağışlayan yüzünden ışıklar saçarak geliyor.
Yanma Dönemi Gönüldaş Selâhaddin
Ey arayan kişi! Ben O’yum, O da ben...
Mevlâna’da Ölüm Anlayışı
Ey ölümden korkup kaçan kişi, işin aslını, sözün de doğrusunu istersen, sen ölümden korkmuyorsun, aslında sen kendinden korkuyorsun.
Çünkü ölüm bir aynadır. O aynada görüp ürktüğün, korktuğun da ölümün çehresi değil, senin çirkin yüzündür. Sen kendi çirkin âmelinden, kendi çirkin yüzünden korkuyorsun.
Sen ne isen ölüm de odur. Korkacaksan sen kendinden kork.
Mevlâna’nın Vasiyeti
Hz. Mevlâna’nın bütün insanlığa seslendiği vasiyeti şöyledir:
“Gizli ve aşikâr olarak Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Az yemek yemenizi, az uyumanızı, az söylemenizi, buyruğa boyun eğmenizi, kötülük etmemenizi, oruca devam eylemenizi, namazı terk etmemenizi, şehvetten kesilmenizi, mallarını beyhude yere harcayanlarla, ayak takımı ile oturup kalkmamanızı, kerem sahibi ile salihlerle muhabbet etmenizi size vasiyet ederim. İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır, hayırlı söz az ve öz olandır; Hamd tek olan Allah’a mahsustur.”
Hz. Mevlâna’nın Ünvanları
“Mevlâna”, “efendimiz” anlamına gelmektedir.
Toplum İlişkileri
Hiçbir inanç ayrımı yapmaksızın herkese aynı bakış açısıyla yaklaşıyor, hiçbir kimseyi küçümsemiyordu. Müridlerine sözleriyle, hal ve takrirleri ile bu hususta da örnek oluyordu. Bir gün semâ dönerken meclise sarhoş bir Hıristiyan dahil olmuştu. Sema’nın en ateşli vaktinde, Mevlâna ve semâzenler kendilerinden geçmiş bir halde dönerken, bu sarhoş Hıristiyan birkaç kez yalpalayarak yürür ve Mevlâna’ya çarpar. Müridler onu fena halde azarlamak istediler. Mevlâna müdahale ederek şöyle buyurdu: “Şarabı o içmiş, sarhoşluğu siz ediyorsunuz.” Dediler ki, “o, Hıristiyan’dır.” Buyurdu ki, “o, korkan kimsedir. Ya siz niçin korkmuyorsunuz?” İşte barış tüten, birlik kokan elvan elvan hoşgörü busesi sunan ahlâki kişilik.
İnsan İlişkileri
Hasımları, Mevlâna’ya, “Senin müridler cahil cühela taifesi, eğitimsizlerle ne işin var?” diye sordular. Mevlâna cevap verir: “Eğer benim müridlerim iyi olsalardı, ben onların müridi olurdum. Kötü oldukları için ben onları tercih edip kabul ettim, ta ki değişsinler, iyi olsunlar.”
Mevlâna dünya malına tamah etmez, kendine gelen hediyeleri, iaşe erzaklarını yardıma muhtaç insanlara dağıtırdı. Kendisi az bir para ile geçinirdi. Çoğu zaman ömrünü oruç tutarak geçirdiğinden iaşe zorluğu çekmezdi. Evinde yiyecek bulunmadığı zamanlar sevinirdi. “Allah’a şükürler olsun bugün evimiz Peygamberlerin evi gibi olmuş” derdi.
Hayatından Hatıralar
Hakk’ın lûtfuyla bazen umutsuzluktan bile umutlar doğar. Ey gönül, sakın umutsuzluğa düşme! Allah’tan umudunu kesme ki, bazen can bahçesinde, söğüt ağacının dalı bile hurma verir.
Dünya Dediğiniz Avucumun İçi Kadardır
“En büyük saadet, en büyük sermaye, helalinden kazanıp, hayır ve hasenat yaparak ahirete göndermektir. Buna rağmen asıl sermaye, mal, mülk, para sahibi olmak değil, ilim, amel, ihlas ve güzel ahlâk sahibi olmaktır” buyurdu.
Mevlâna’da Kur’an ve Kur’an’ın Manâsını Anlamak
Mevlâna, Kur’an’ı güneşe benzetiyor. Güneş ve ışık ısısını eşit bir şekilde verir ama insanlar, kuşlar, çiçekler, denizler, yıldızlar...kendi kabiliyetleri oranında ihtiyaçları kadarını alırlar. Bütün kitapların anası olan bu Kur’an’ı yüz insan okusa, yüzü de ayrı şeyler hissederler. Yüz ayrı çiçeğin güneşten ayrı ayrı renk aldığı gibi.
Sinek de bir haftalık ömründe havada uçarken, şahine kafa tutmaya kalkabilir, ama şahin bu sinek vızıltısına hiç aldırmaz. Gökyüzünde geceleyin dolunay yoluna devam ederken köpeklerin ulumaları dolunaya hiç zarar vermez.
Yarı tarafın misk, yarı tarafın pisliktir. Pisliği azalt da miski artır.
Mevlâna’da Allah Aşkı
“Allah, kâinatı zaten “aşk-ı zâti” sebebiyle oldurmuştur. O’nun en yakınları aşıklarıdır.”
Fakat aşkı örtmek nedir? Ateşi yün ve pamuk içinde gizlemektir: Ne kadar örtersek o kadar meydana çıkar. Ben onu örtmeye kalkışdıkça o, bayrak gibi baş kaldırır, işte buradayım, der...
Âşık, hakkiyle âşık ise, tam ve kâmil bir Tanrı mazharıdır. Çünkü Allah, kâinattaki her varlıkta bir sıfatı ile fakat âşık’ının gönlünde bütünlüğü ile, bütün sıfatları ile tecelli etmektedir.
Mevlâna’da Gönül Zenginliği
“Gönül buğday tanesine benziyor,
Bizse değirmene.
Değirmen nereden bilecek,
Bu dönüşün hikmeti ne?
Değirmen taşına benziyor beden
Düşünce ve kaygı onun suyu
Su hep onu dinledi.
Taş başından geçeni söyledi.
Düşünce ve kaygı suyuyla dönen insan değirmeni...”

“Dolap niçin inlersin?
Derdim vardır inilerim
Ben Mevlâ’ya âşık oldum,
Anın için inilerim.”
Mevlâna şöyle der:
“İnsan vardır, buğday öğütür, semizler. Semizledikçe gözünü dünya hırsı bürür. Hiç kimseyi görmez olur. Onun gözü taamda, altında, gümüşte, mal-mülk edinmekte...Yoksullara sağ eli bir lokma verecek olsa sol eli onu geri çeker, engel olur. Bu doymaz beden, bu sürekli hırs ve tamah üreten bu nefis değirmeni insanoğlunu sevgiden, şefkatten uzaklaştırır. Onu hemcinsine yardım etmekten alıkor.”
Hazreti Peygamberimiz bir hadisinde: “El-fakru fahri ve bihi et tahiru” demiştir. Yani “Yokluk, yoksulluk benim iftiharımdır, övüncümdür” demektir.
Eserleri
Mevlâna’dan bütün insanlara miras kalan hazineler şunlardır:
1.Mecalis-Seb’a
2.Divan-ı Kebir
3.Fihi Mafih
4.Mektubat
5.Mesnevi
Mevlâna, açıklamaları ve verdiği örnekleriyle genelde insanın, özelde ise eşya ve tüm varlıkların Allah ile olan ilişkisini açıklamayı hedeflemekte, dünya ve âhiret birliğinin dirliğinin yolunu anlatmaya çabalamakta; hakkı görmenin, hakla olmanın, yakîne ermenin yolunu göstermeye çalışmaktadır.
Divanı Kebir’den (Büyük Divan) Seçmeler
Aşk sayesinde öfke, merhamete dönüşür.
Batı Dünyası
Burada ünlü filozof Nietszche üzerinde durmak gerekiyor. Nihilizm “Hiççilik” kuramının sahibi ve Avrupa’yı derinden etkileyen Nietzsche, meşhur sloganı “Neysen o ol” sözünü, Mevlâna’dan esinlenerek söylemiştir. Çünkü Mevlâna “Neyi düşünürsek oyuz” sözüyle ya da “olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol” teorisiyle kişinin kendini bilmesi, kendi olması tezinin mimarıdır.
Muhammed İkbal (1877-1938)
Muhammed İkbal kâmil bir Müslüman olarak Allah’ın kitabını, Peygamber’in sünnetini ve Mevlâna’nın öğretilerini kendisine rehber edinmiş ve diğer Müslümanların da gaflet uykusundan uyanmaları için çaba sarf etmiştir. Muhammed İkbal de tıpkı manevi mürşidi Mevlâna gibi İslâm dünyasının bunalımlı bir döneminde yaşamıştır. Hint ve Pakistan Müslümanlarının İngiliz sömürgesi altındaki zulümlerine tanık olmuştur. Müslümanların yegâne kurtuluş reçetesinin vahdet sırrına ermekle mümkün olacağına inanmıştır.
İkbal’in hemen hemen bütün Farsça eserleri Mevlâna’nın şiirleri ve sözleriyle başlar. Eserlerinde sanki Mevlâna ile birlikte yaşamış gibi bir üslup kullanır. Gönül birlikteliğini zaman birlikteliğiyle eş tutar. İkbal, Müslümanların özlerine dönmelerini arzular. Mevlâna öğretilerinin insanlığı kurtuluşa götürecek bir rehber olduğunu savunur. Mevlâna’yı Asya kültürüne tanıtan Muhammed İkbal’dir.
Mevlâna’nın Etki Gücünün Kaynağı Nedir?
“Ey bizim sevdası güzel olan aşkımız, ey her derdimizin tabibi, şâdol!” diye seslenmektedir. Ve yine: “Peygamberimizin yolu aşk yoludur. Ben aşka tâbiim, rehberim, hocam odur!” demektedir.
Mevlânaca Anlayışlar
Sabır, Allah’ın üzerine “zafer geldi çattı” diye yazdığı demir kalkandır.
Mevlâna’da Edeb Anlayışı
Mevlâna düşüncesinde edebin en önemli ölçüsü “başkalarının senden rahatsız olmamasıdır.” Bu harika anlayışın ana zemininde Hz. Peygamber’in “Mümin, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir...” sözü vardır.
“İnsanoğlu edepten nasibini almamışsa, insan değildir. Esasen, insanla hayvan arasındaki fark da edeptir. Gözünü aç, Allah’ın kelâmına bak, bütün Kur’an, ayet ayet edepten ibarettir.”
Mevlâna’da Bilgi Anlayışı
Dünyevi aşk; ilahi aşkın bir basamağıdır. İlahi aşka götüren bir ilk mekteptir. İlahi aşkın öğretilmesi ve ona alışılması için bir ön şarttır.
Mevlâna’nın Aşk Anlayışı
Kâinat aşkın hürmetine yaratılmıştır. Aşkta çok büyük bir güç saklıdır. Bu güç her şeyi değiştirmeye kâfidir.
“Bir gece aşka: ‘Sahi sen kimsin?’ diye sordum.
O: ‘Ben ebedi hayatım; devam eden mutlu hayatım’ dedi.
Aşk, ikiliği kaldırır, anlaşmazlıkları çözer, insanı bencillikten dünyaya tamahtan uzaklaştırır. Aşkın en güzel süsü güzel ahlâktır. Aşk ahlâkı üstünleştirir. İnsanı bayağılıktan kurtarır.
Mevlâna ve İnsan Hakları
“Yine de gel, yine de, ne olursan ol, yine de gel.
Hıristiyan, Mecusi, Putperest olsan da yine gel.
Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir.
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel.”
Mevlâna’dan İnsanlığa Armağan: Kurtuluş Reçetesi
“Nefis köpeğinin boynuna bir tövbe zinciri vursam onu ihtiyarlatsam, belki onun azgınlığını gideririm diye düşündüm. Fakat o, bir leş görünce zinciri koparıp saldırıyor.”
Mevlâna, huzura ermek için iki korkunç düşmanla cihad etmemizi önermektedir: Birisi şehvet, diğeri de hiddettir.
Engin Hoşgörüsü
“Oğlum, eğer, düşmanının da seni sevmesini istiyorsan, kırk gün onun hayrını ve iyiliğini söyle, göreceksin ki o düşman senin en yakın dostun olacaktır. Çünkü gönülden dile, dilden de gönüle yol vardır. Sevmek her şeyi, her yaratığı sevmek, ruhu olgunlaştırır, insana huzur verir. Bu sevginin kapıları Allah sevgisiyle açılır. Allah’ı seven, Allah’ın birliğine inanan kişi kulluğunu sevgiyle gösterir. Bir insanın, başkalarında kusur görmesi, ayıplaması, gerçekte kendi kusurunu görmesi demektir. İnsanın önce kendisindeki kin, kıskançlık, hırs, zalimlik gibi kötü huylarını görmesi, onlardan temizlenmesi gerekir. Ondan sonra başkalarını kınamalıdır.”
Birlik nefesini üfle de hepimiz toplanalım. Bir araya gegelim, bir olalım, Suretler bir an olsun, tamamiyle ortadan kalksın. Kendimizden geçersek, suyla aynı renge gireriz. Biz bir ağacın dallarıyız, hepimiz kapı yoldaşıyız.”
Mevlevi ve Mevlevilik
Mevlâna Celaleddin Rumî’nin özel olarak yaptığı zikir ve törenleri göz önünde tutarak ölümünden sonra oğlu Sultan Veled tarafından kurulan tarikata, Mevlevilik denir. Tarikat kurallarına göre çile dolduran, belli sınavlardan, denemelerden geçerek yetkili pirden el alan kimseye verilir. Mevlevi olmak için pirden el almak, icazet almak gerekir. Mevlevi’nin davranışları, giyim kuşamı, konuşması, çevresiyle ilgisi, başkalarına karşı tutumu tarikat kurallarına göre belirli ve sınırlıdır.
Mevlevi dergâhının şeyhine “Çelebi” denir. Çelebiler, Mevlâna soyundan gelen seçkin kimselerdir.
Çile, bir içe kapanış, bir öz eğitim, kendini yetiştirme yoludur. Çileye törenle girilir, çileden törenle çıkılır.
Mevlevi adaylarına “Can” denir.
İnsan yalnız aşk ile olgunlaşır.
Mevleviliğin temel ilkeleri genellikle on iki konuda toplanır:
1-İnsanlığa hizmet etmek.
2-Başkalarına her zaman güzel davranışın örneği olmak.
3-Mesnevi okumak ve Mutasavvıf olmak.
4-Aklı iyi kullanmak, hikmet sahibi olmak.
5-Dindar olmak.
6-İçini her zaman temiz tutmak.
7-Mevlâna’yı pir tanımak.
8-Mevlâna’nın yolundan ayrılmamak.
9-Allah’tan sonra Hz. Muhammed’e bağlanmak.
10-Bilim edinmek, bilgili olmak.
11-Alçakgönüllü, güler yüzlü, sabırlı olmak.
12-Maddi ve manevi bakımdan temiz olmak.
Semâ ve Kâinatın Hareketi
Başındaki sikkesi (nefsinin mezartaşı), üstündeki tennûresi (nefsinin kefenidir). Kollarını çapraz bağlayarak, görünüşte “bir” rakamını temsil eden, böylece Allah’ın birliğini tasdik eden Semâzen, Semâ ederken, kolları açık sağ eli dua edercesine göklere, Hak gözüyle baktığı sol eli yere dönüktür. Hakk’tan aldığı ihsanı, halka saçmasıdır. Sağdan sola kalbin etrafında dönerek, bütün insanları, bütün yaratılmışları, bütün kalbiyle sevgi ve aşkla kucaklayışıdır.
Semâ töreni yedi bölümdür. Her bölümün ayrı mânâsı vardır:
Birinci bölüm: İlâhî aşkı temsil eden Peygamber Efendimizi metheden bir “na’t” ile başlar. (...) Peygamberimizi methetmek, ondan evvelki bütün peygamberleri ve hepsini yaratan Allah’ı methetmek demektir...
İkinci bölüm: ...bir kudüm darbesi duyulur. Bu vuruş Allah’ın kâinatı yaratışındaki “Kün=Ol” emrini temsil eder...
Üçüncü bölüm: Her şeye can veren “Nefesi” nefhay-ı alâhiyyeyi temsil eden bir ney taksimi duyulur...
Dördüncü bölüm: Sultan Veled devridir. (...)
Beşinci bölüm: (...) semâzen üstündeki siyah hırkayı çıkararak, sembolik olarak, hakikate doğar, kollarını bağlayarak bir rakamını temsil eder. Böylece Allah’ın birliğine şahadet eder.
(...)
Birinci Selâm; insanın, bilgiyle hakikâte doğarak, Yüce Yaradan’ı ve kendi kulluğunu idrâkidir.
İkinci Selâm; insanın, (...) Allah’ın kudreti karşısında hayranlık duymasıdır.
Üçüncü Selâm; insanın hayranlık ve minnet duygusuyla “aşk”a dönüşmesiyle, aklın “aşk”a kurban oluşudur. Bu tam teslimiyettir, Allah’a vuslattır, sevgilide yok oluştur!  (...)
Dördüncü Selâm ise, insanın manevi yolculuğunu tamamlayıp, kaderine razı olarak, yaratılıştaki vazifesine, kulluğuna dönüşüdür. Bu Selâma Şeyh Efendi ve Semâzen başı da iştirak ederler.
Bu noktada Semâazen, Allah’a, Meleklere, Kitaplara, Peygamberlere...iman etmiş olmanın neş’esi içindedir. (...)
Altıncı bölüm: (...) Hangi tarafa dönerseniz, Allah’ın yüzü oradadır. (... ) (Bakara Süresi A. 115) âyetinin okunduğu Kur’an-ı Kerim tilâvetiyle devam eder.
Yedinci bölüm: (...) okunan bir Fatiha ve devletimizin selâmeti için bir dua ile son bulur.
Dedeler ve dervişler, semâ mukabelesinden sonra, kimseyle, konuşmadan, tefekkür (meditasyon) için, sessizce hücrelerine çekilirler...
Mevlâna ve Hürriyet
...şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki Mevlâna Mesnevi’ye “hür ol” emriyle başlamıştır.
Kanaatimizce Mevlâna bu beyti söylerken zihninde şöyle bir hayal canlandırmıştı: Makam-mevki, para-pul, hırs, haset, tamah vs. gibi birçok bağla bağlanmış, âdeta zincire vurulmuş bir insan...Mevlâna o insanın şahsında bütün insanlığa seslenerek “Bu bağları çözün ve hür olun” çağrısında bulunuyor...
İnsan-Ahlâk
İslâm dininde güzel ahlâk, dinin temeli kabul edilmiş; “İmanı en kâmil olan mümin, ahlâkı en güzel olandır”, “İnsan, ibadet ve taatle kat edemediği mesafeleri güzel ahlâkla alır” veya “Mahşerde teraziye ilk konacak şey ahlâktır” gibi hadislerle ahlâkın önemi ve değeri vurgulanmıştır.
Ağaçlara su vermek adalet, dikene su vermekse zulümdür.
İnsan-Dünya
Böylece hangi dinde olursa olsun, insan yalnız kendi dininin doğru olduğuna inanmakta, başka dinde olanları sapık yolda saymaktadır. Halbuki Hz. Mevlana bu görüşe uymamakta, hangi dinde olursa olsun, insanın, Hakk’ın yolunda bulunduğuna, yani Cenâb-ı Hakk’ın ona takdir ve tensip ettiği yolda yürüdüğüne inanmaktadır. Bu sebeple O, İslâm’ın dışında olan hiç kimseyi hor görmemekte, hiç kimseyi kâfirlikle suçlamamaktadır, İslâm’ın dışında olan dinler, “Hak Din” değildir, ama Hakk’ın idare ve takdir ettiği dinlerdir.
Gerçekten de Hz. Mevlâna’nın ifade buyurduğu gibi, camide el açıp yalvaran Müslüman da, kilisede istavroz çıkaran Hıristiyan da, havrada dua eden Musevî de Allah’ı düşünmektedir. Biz bir şekilde kalır, görünüşe kapılırsak, insanları, inançları ve gittikleri mabetlere göre Müslüman, Hıristiyan ve Musevî diye ayırırız. Halbuki, Allah’ın nazarında, hangi dinde, hangi mezhepte olursa olsun, hepsi O’nun kulları olup, ezeli takdir ile O’nun çizdiği yollarda yürümektedir.
Mevlâna’nın 24 Saati Nasıldı?
“Onun derdine kulak astın, elemlerini dinledin mi bil ki bu o dertliye verdiğin zekâttır. Dertli adamın tereddütlerle dolu, dumanlarla dolu bir gönül evi vardır. Derdini dinlersen o eve bir pencere açmış olursun.”
Mevlâna Filozof mudur?
“Akıl ve zekâ taslamak İblis’tendir, aşk Âdem’den...”
Deveci ile Filozof
Çöllerde avare dolaşan bir filozof, devesi ile yolculuk yapan bir köylüye rastladı. Nereden gelip nereye gittiğini öğrendikten sonra, devenin iki yanına sarkmış çuvallarda neler olduğunu sordu.
Köylü:
-Onların birine buğday diğerine kum doldurdum...diye cevap verdi.
Filozof:
-Buğdayı anladım anlamasına da, kumu niçin doldurdun? diye sorunca Köylü:
-İkinci çuval boş kalsaydı denge bozulurdu! dedi. Filozof gülmeye başladı.
-Denge sağlamak için buğdayın yarısını bir çuvala, diğer yarısını da öbür çuvala doldursaydın herhalde akıllıca davranmış olurdun, böylece zavallı devenin de yükünü azaltmış olurdun, dedi.
Köylü şaşırmış bir halde filozofa hayran hayran bakarak:
-Sen, padişah yahut vezir olmalısın. Bu kadar akıl ancak onlarda olur, dedi.
-Hayır, ben ne padişahım, ne vezir, dedi filozof.
-Öyleyse zengin bir tacirsin.
-Ne gezer, cebinde mangırı olmayan meteliksiz bir adamım ben. Bunca hikmetin ve bilginin karşılığı olarak elimdeki şu değnek ve hırpani kıyafetlerimle gezip dolaşıyorum çöllerde.
Köylü:
-Çekil git başımdan! diye bağırdı. Senin bilgi ve hikmet dediğin şeyin bir faydası olsaydı, önce sana yarardı. Torbamın birinde buğday, diğerinde kum olması, senin içi boş bilgi felsefenden çok daha iyidir.
Mevlâna Reenkarnasyon için ne demiştir?
Bizim bedenlerimiz birer evdir. Ruhlarımız da o evlerde birer konuk.
 Mevlâna’nın Tasavvuftaki Misyonu Nasıl Anlaşılmalı?
Ben ne mal isterim, ne mülk; ne devlet isterim ne saltanat. Bana o secde devletini ihsan et.
Mevlâna’da Kadın Erkek Çatışmasının Çözüm Formülü Nedir?
Kadın hak nurudur; sevgili değildir...
Sanki yaratıcıdır, yaratılmış değil...
“Ya Olduğun Gibi Görün, Ya Göründüğün Gibi Ol” Sözünün Öyküsü Nedir?
Bir gün Mevlâna yolda giderken sahip Isfahani’nin hanındaki fahişeler, Mevlâna’nın önüne çıkarak ona secde edip hürmet gösterirler. Mevlâna, kendisine hürmet gösteren kadınlardan bir tanesine “Rabia! Rabia! Rabia! Sizler ne kadar yiğitsiniz ki nefisleri alt ediyorsunuz. Eğer sizler olmasaydınız, namusluların namusu nasıl belli olurdu?” diye iltifat eder.
Sonrasında bu kadın, Rabia Hatun gibi tevbe ederek emrinde çalıştırdığı sermayesi olan kızları azad ederek doğru yola erer ve Mevlâna’ya müride olur. Bu kadının gerçek ismi Rabia değildir. Mevlâna onu Allah’ın veli kullarından Rabia hatuna benzeyesin temennisinden dolayı Rabia diye sesleniyor. Bu benzetmeden rahatsız olan halktan birisi Mevlâna’ya gelerek: “Mevlâna gibi büyük bir insanın genelev fahişeleriyle böylesine ilgilenmesi ve onlara sokak ortasında övgülerde bulunması anlamsızdır” der. Mevlâna ise, “Bu kadın olduğu gibi hareket ediyor ve olduğu gibi görünüyor. Eğer sen de erkeksen ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol” sözünü söyler.
Mevlâna Hacı Bektaş-ı Veli ile Hiç Karşılaştı mı?
“Eğer sevgilin yok ise, niçin aramıyorsun? Eğer sevgiline kavuştu isen, niçin sevinmiyorsun?”
Mevlâna’nın Gençliğe Tavsiyeleri Nelerdir?
Dostlarını andığın vakit yüreğinin bahçesi çiçeklenir
Düşmanlarını andığın vakit yüreğine dikenler ve yılanlar dolar.
Mevlâna’nın Özlemini Çektiği Toplum Modeli Nasıldır?
Beri gel, daha beri, daha beri
Bu yolculuk nereye dek böyle?
Bu hır gür bu savaş nereye dek?
Sen bensin işte, ben senim işte.
Türbedeki Havuza Para Atmak Caiz mi?
Ziyarete gelenlerin havuz başında dua edip, dilek tutarak metal paraları atması imanı zedeleyen, Müslümanlığı lekeleyen bir inançtır, asla caiz değildir. Hayır ve şer sadece Allah’tandır. Kur’an-ı Kerim’in onaylamadığı bir olayı Hz. Mevlâna gibi kutsal kitabın kölesi olan bir misyon da tasvip etmez.
Yine yurdumuzdaki türbe ve yatırlarda yapıldığı üzere bez bağlamak, mum yakmak, el yüz sürmek, taze Yasin, taze Fatiha siparişi alıp vermek ve benzeri fiiller asla caiz olmaz. Bu durum Allah’a şirk koşmak demektir. Hz. Mevlâna’yı ticari bir rant olarak kullanmaya çalışmak vicdansızlık hatta bundan da öte Hz. Mevlâna’ya zulüm etmek demektir.
Mevlâna, Mürşid-i Kâmil midir? Mevlevilik Tarikat mıdır?
Mevlevilik tarikat değil bir ekoldür. Mevlâna da bir şeyh değildir. Tarikat ve şeyh sadece kendisine dahil olanı, intisap edeni kucaklar ve evrenselliği olamaz. Oysa Mevlâna, kendisini seven-sevmeyen, benimseyen-reddeden herkesi dil, din ve renk ayrımı gözetmeksizin kucaklıyan bir mürşid-i kâmildir. Mükemmeliyete ermiş bir rehberdir.
“Kendini bilen Rabbini bilir.”
“İlim, eğer seni senden almıyorsa
Bilgisizlik, bu ilimden yüz defa iyidir.”
Mesnevi’de Niçin Müstehcen Örnekler Verilmiştir?
Günümüzde de şehvet belasından nice yuvaların yıkıldığı depresyon illeti ile karşı karşıya gelen insanların bu tür telkin verici öğütlerden yoksun kalınca cinayetlerle, intihar ve eroin krizleri ile hayatları sona eren birçok dramatik olayların yaşandığı inkâr edilemez bir gerçektir.
Mevlâna Mezhepsiz midir? Mezhebi Varsa Hangi Mezheptendir?
Mevlâna, İslâmiyete aşk yoluyla bağlı olduğu için aşık mezhebindendir. Mevlâna, taassuba bağlı mezhepciliği reddederek, şucu-bucu hastalığına karşı halkı uyarmayı kendine misyon edinmiştir. İnadi mezhepciliğin, iradi kulluğa engel olduğu fikrindedir. Mevlâna, tevhid ve sünnetullah eksenli birleştiricilikten yanadır.
Mevlâna’nın Günümüze Yansıması
Kimden kaçıyoruz, kendimizden mi? Ne olmayacak şey!
Kimden kapıp kurtarıyoruz. Haktan mı? Ne boş zahmet!
Kaçsan kaçsan nereye kadar kaçacaksın ki,
Kitap buyurmuyor mu? “Ey insan kaçış nereye?”
Şikâyetler listesi kabarık, şükür ikliminden mahrum bir toplum olduk. Kime sorsanız bir şeylerden şikâyetçi. Herkes bir çıkış yolu arayışında. Herkes şikâyet ediyor ancak bir yerden başlayan yok. Bir yerden başlamak gerekiyor.
Mevlâna Hazinesinden Sözler
“İnsaf et, aşk iyi bir şeydir; ona halel veren ise senin kötü huyundur. Sen şehvete aşk adı koymuşsun, fakat bilsen şehvetle aşk arasında ne uzun bir yol var!...”
Gençler bütün dünyayı ağzına kadar ilimle, güzellikle dolu bir testi bilin. Çeşme akarken testileri doldurmayı unutmayın. İhmal ederseniz, bilin ki ya çeşme kurumuştur, ya da testi kırılmıştır.
Düşmanın muhabbeti seni mahzun etmesin. Senin iyiliğin düşmanını mahcup etsin.
Aşık ol, agâh ol, arif ol, hikmet iç.
Ey insan! Haddini bil. Ali cenap değilsen iyi bir kul ol. Ticaret ehli değilsen dükkân açma. Hal ehli değilsen ağzını açma. Büyüklerin olduğu mecliste ahkâm kesme. Körler çarşısında ayna satma gafil. Ehil olamıyorsan bari edepli ol.
Ey insan! Kötü huylarını diken bil. Dikenlerin sana ve başkasına batıp canları acıtmaması için dikenleri yeşertip canlı tutma. Taze dikenlerle kendini perişan, dostlarını hüsran kılma. Kurut dikenleri ki gönlün hoş ve hoşnut olsun.
Ümitsiz edip, gönlüne eziyet etme. Geceye bakıp karartma kendini. Bak ki ne doğacak güneşler vardır. Dünya imkânlarla, çarelerle, dermanlarla doludur. Her şeyin bir çaresi vardır. Ölümden gayri. Bil ki ölümün de çaresi vardır. O da ölmeden önce ölmektir.
Birisi seni övmeye başlamışsa bil ki arkasından hakaret gelecektir.
Başarıdan gururlanma. Başarı Hakk’ın ihsanıdır. Ey varlığa erişen kişi aklını başına al da kuvvetin eğreti olduğunu bil. Malına makamına güvenme.
Sevgisiz insandan kork.
Yaşlanmaktan kork, gençliğinin kıymetini bilememişsen. Unutulmaktan kork, arkanda iyi bir eser bırakmamışsan. Ölmekten kork, ölmeden önce ölmeyi becerememişsen...
Aşk, kıblemdir, sevgi secdemdir...Her ibadeti bozmanın keffareti vardır, aşkın keffareti de nardır...
Kibir nedir? Kendisinden habersiz, kendini bilmeyen insanın durumudur. Tıpkı güneşten haberi olmayan buzun kendini bir şey zannetmesi gibi...
Mevlevilikte Şems Muhabbeti Nedir?
Hz. Mevlâna’nın da bulunduğu bir mecliste hadis, ayet, kelâm-ı kibar konuşulurken yâni “Allah Kitabında şöyle buyurdu, Resulullah şu mevzûda şöyle buyurdu” şeklinde sohbet yapılmakta iken âniden kapı açılıp içeri Şems-i Tebrizî girer. Der ki; “Bırakın bu dedikoduları ‘Allah şunu dedi, Resulullah bunu dedi! Sen ne diyorsun sen?” Demek istiyor ki Hz. Şems,  “Allah’ın buyurduklarından, Resulullah’ın tavsiyelerinden sen ne anlıyorsun?” Zira, Resululullah’ın buyurduğu bu ilim rütbesine erişmek; bu büyük sözleri, Allah’ın ve Resulü’nün sözleri dâhil bütün sözleri nakledecek derecede bilmek demek değildir. O sözleri aşk ile yoğurup, oluş hâline getirebilmektir. İşte o zaman, yükselme hâsıl olur.
Aşkın ilimleşmesi diye târif edebileceğimiz tasavvuf...
Her fiili ve sözü insanlığın yol göstericisi olan Hz. Peygamber Efendimiz, bizi sevgiye, sevgi yoluna teşvik ederken şöyle buyurmuyor mu;
“Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız. Beni her şeyinizden ziyâde sevmedikçe imanınız kemâle gelmez.”
Rabbimiz sevginin ölçüsünü bildiriyor. Sevginin kantarı fedakârlıktır, vermektir. Kuru laf değil. Her iddia ispâta muhtaçtır. Aşk iddiasının ispâtı vermekle olur.

Âşık odur ki; kılar cânın fedâ canânına
Meyli canân etmesin her kim ki kıymaz canânına
Cânım, canâna vermektir kemâli âşıkın
Vermeden can itiraf etmek gerek noksanına
Fuzûli
Zühd ve Takvâ
Akıllılar önceden feryad ederler, bilgisizlerse işin sonunda başlarına vururlar.
Kendi Ayıbını Görmek
Be hey kaltaban! Çukura düşmüşsün, kuyudasın sen. Başkalarını bırak, kendine bak!
Adalet ve Zulüm
Bilmiyor musun ki benim için kuyu kazarsan nihayet kendin düşersin.
Aşk ve Âşık
Kimde aşk endişesi yoksa, o kanatsız kalmış bir kuş gibidir, vah ona!
Aşk vefakâr olduğu için vefakâr olanı satın alır.
Bu dünya pazarında sermaye altındır; o dünyada ise aşk ve iki ıslak göz.
Bakmak ve Görmek
Gözün bir an içinde gördüğünü, dil yıllarca söylese anlatamaz.
Bilgi ve İnsanın Hakikati
Bu doğru, şu yanlış; bunları biliyorsun da kendin eğri misin, doğru musun? (Ona) bir bak!
Cömertlik ve Bağış
Belâyı def etmenin çaresi, sitem etmek değildir. Bunun çaresi bağıştır, aftır, cömertliktir.
Dinlemek ve Konuşmak
Ey dil, sen de hem bitmez tükenmez bir hazinesin; hem dermanı olmayan bir dertsin!
Erkek ve Kadın
İnsan, yiğitlikte Zaloğlu Rüstem bile olsa, Hamza’dan bile cesur olsa yine de hükmetme konusunda karısının esiridir.
Gençlik ve İhtiyarlık
Yarın yaparım deme. Nice yarınlar geçti. Ekin zamanı tamamıyla geçmesin, dikkat et!
Gönül
Topraktan biten güller mahvolur gider. Gönülden biten güller ise kalıcıdır ve ne hoştur!
Hırs ve Tamah
Ey oğul! Hırslı olanlar mahrum kalırlar. Hırslı insanlar gibi hızlı hızlı koşma; yavaş yürü!
İyi ve Kötü Arkadaş
Dost, yolda arkadır, sığınaktır. İyice bakarsan görürsün ki, yol sevgiliden ibarettir.
İyi kişilerle dost olmayan, elbette kötü kişilerin yanında yer alır, onlara komşu olur.
Kim, (iyi) dostlarla düşer kalkarsa külhanda bile olsa gül bahçesindedir.
Tevazu ve Kibir
Şükret, mağrur olma, ululanma; kulak ver, kendini hiç önemseme!
SON SÖZ
“Ümitsizlik tarafına gitme ne ümitler var
Karanlıklara gitme ne güneşler var.”