Kitabın Adı: tennûre ve ateş/Mevlâna Celaleddin Rûmi
Yazarı: Sinan Yağmur
Yayınevi: Karatay Akademi
Basım yılı ve sayısı: Mart 2011/38. Baskı
Sayfa adedi: 398
Arka Kapak
Hz. Mevlâna günümüze, asırlar öncesinden şöyle seslenmektedir: Beni çokça konuştunuz, sıkça andınız, afişlerde sözlerim sloganlaştı, ziyaretime koştunuz, andınız ancak beni anlamadınız. Anlasaydınız evlerde kavga tütmezdi, trafik ışığında geç kaldın diye cinayet işlenmezdi, yan baktın omuz çarptın diye insanlar canice bakışmazdı. Beni anlamış olsaydınız, bir elin parmakları gibi olan kardeşler terör belası ile kan kaybetmezdi. Ben "Gel" dedim, geldiniz peki gelişinizle yüreğinize ne doldurup sizde neler değişti? Cezaevleri neden tıka basa dolu? Ahlak, birlik, yardımlaşma, halden anlama masallarda kalan meziyetler olmazdı. Sahi beni gerçekten anladınız mı? Ben sizin için yanıp tutuştum, avucumda denizleri çöllerinize taşıdım, hani yetiştirdiğim güller? Beni olduğum gibi anlasaydınız. Ah anlasaydınız. Ağlatmazdınız anaları. Beni anlamış olsaydınız gökkubbe altında hoş bir sedâ bırakmanın, hoşça bakmanın mutluluğuna ermeyi o kadar kolay yakalardınız ki. Beni bir de Sinan Yağmur'un kaleminden okuyun.
Tennure ve Ateş'i Hz. Mevlâna ile yüzlerce yazılmış kitaplardan farklı kılan ömür haritasındaki bütün bilinmeyenleri kaynaklar ışığında sunarak merak edilen Mevlâna'dan maşuk Mevlâna'ya doğru bir yolculuğa çıkarmasıdır.
-Mevlâna nasıl bir babadır!
-Sosyal hayatındaki güzidelikleri neden biz gerçekleştiremiyoruz?
-Şems ne yaptı, ne eyledi de alim bir Celaleddin'i Mevlâna'laştırarak Konya'dan tüm dünyaya duyurmayı başardı!
-Şems niçin geri planda kaldı?
Hz. Mevlâna günümüze, asırlar öncesinden şöyle seslenmektedir: Beni çokça konuştunuz, sıkça andınız, afişlerde sözlerim sloganlaştı, ziyaretime koştunuz, andınız ancak beni anlamadınız. Anlasaydınız evlerde kavga tütmezdi, trafik ışığında geç kaldın diye cinayet işlenmezdi, yan baktın omuz çarptın diye insanlar canice bakışmazdı. Beni anlamış olsaydınız, bir elin parmakları gibi olan kardeşler terör belası ile kan kaybetmezdi. Ben "Gel" dedim, geldiniz peki gelişinizle yüreğinize ne doldurup sizde neler değişti? Cezaevleri neden tıka basa dolu? Ahlak, birlik, yardımlaşma, halden anlama masallarda kalan meziyetler olmazdı. Sahi beni gerçekten anladınız mı? Ben sizin için yanıp tutuştum, avucumda denizleri çöllerinize taşıdım, hani yetiştirdiğim güller? Beni olduğum gibi anlasaydınız. Ah anlasaydınız. Ağlatmazdınız anaları. Beni anlamış olsaydınız gökkubbe altında hoş bir sedâ bırakmanın, hoşça bakmanın mutluluğuna ermeyi o kadar kolay yakalardınız ki. Beni bir de Sinan Yağmur'un kaleminden okuyun.
Tennure ve Ateş'i Hz. Mevlâna ile yüzlerce yazılmış kitaplardan farklı kılan ömür haritasındaki bütün bilinmeyenleri kaynaklar ışığında sunarak merak edilen Mevlâna'dan maşuk Mevlâna'ya doğru bir yolculuğa çıkarmasıdır.
-Mevlâna nasıl bir babadır!
-Sosyal hayatındaki güzidelikleri neden biz gerçekleştiremiyoruz?
-Şems ne yaptı, ne eyledi de alim bir Celaleddin'i Mevlâna'laştırarak Konya'dan tüm dünyaya duyurmayı başardı!
-Şems niçin geri planda kaldı?
-Mevlâna Şems dostluğunu nasıl görmeliyiz?
-Mevlâna, Nasrettin Hoca ile dargın mı
düştüler?
-Ahi Evren Veli'yi Konya'dan kovdu mu?
-Hacı Bektaş-ı Veli ile aralarında soğukluk
yaşandı mı?
-Yunus Emre Mevlâna tarafından dışlandı mı?
-Moğollar için para karşılığı casusluk
yaptığı doğru mu?
-Neden müritleri genelde mazisi suçlarla dolu tövbekârlardan ve fakirlerden oluşmaktadır?
-Neden müritleri genelde mazisi suçlarla dolu tövbekârlardan ve fakirlerden oluşmaktadır?
-Ana dili Türkçe iken niçin eserlerini
Farsça yazdı?
-Mevlâna'nın defni esnasında naaşı
getirilirken vefat etmiş babasının kabirden ayağa doğru kalktığı gerçek mi, efsane
mi?
-Fahişelik yapan bir kadını müritliğe kabul
etmesi gerçek mi?
-Mesnevisinde cinsellik ile ilgili hikayeleri anlatmakta amacı neydi?
-Mesnevisinde cinsellik ile ilgili hikayeleri anlatmakta amacı neydi?
-Kimya hatunla Şems'in evliliğinde neden
ısrar etti!
-Oğlu Alâaddin Şems'in öldürülmesinde rol
oynadı mı?
-İktidarla arası nasıldı?
-Müziğe bakışı nasıldır?
-Müziğe bakışı nasıldır?
Kitaptan
alıntılar:
Sinan YAĞMUR
Sene 1984. Mekân Kırşehir. Destur dedi
çıktı yola. Yunus Emre kokan diyarlardan geçti. Aşıkpaşadan güller devşirdi
demet demet. Öğrenci olarak Aşk-ı Mevlâna şehri Konya’ya yüz sürdü. Yüreğinde
şerhaları biriktirdi senelerce. Mesnevi deryasında yıkadı gözlerini, Divan-ı
Şems’te döktü bulutlarını. “Yetmez” dedi Fih-i Ma Fih. Yeşil kubbenin önünde
sabahladı kimi geceler. Kimi geceler Ateşbaz-ı Veli sokağında Şems’in
huzmelerine açtı gözlerini. Kütüphanelerden beslendi kahvaltı niyetine.
İftarlarını Şems’in Makalat’ında tadımladı. Senelerce biriktirdiği damlaları
kâğıtlara damlatması gerekiyordu. Yazdı. Okudu. Anlattı. Kâfi değildi. Aşkın
mihmandarlarını yanlış-eksik ve yanlı yazanlara karşı vefanın vebali ile cevap
vermek zorundaydı. Susmak ‘Hamuş’ olanların hakkıydı. Yazmak yüreği kalem
tutanların mecali. Madem ki insanlık Mevlâna’ya aç. Aç bir kapı da buyur et
yürekleri diyerek TENNÛRE VE ATEŞ’İ sundu, aşk çilesinde bir nebzecik de olsa
katkım olur düşüncesiyle. Şimdi sadece susukunluk makamından bir fısıltı olarak
hasbihaldesiniz aşk tüten sayfalarda.
Mevlâna’yı anlamak
Mevlâna’yı anlamak demek, onu yaşamak
demektir. Yaşamak için de inanmak gerekiyor. İnanmadıktan sonra, anlamak mümkün
olmaz. Ne kan bağı yakınlığı, ne dil bağı yakınlığı, ne coğrafya ve ne de tarih
bağı yakınlığı bir büyük Veli’yi anlamaya yeterli değildir. Mevlâna’yı anlamak
için gönül bağına ihtiyacımız var. Yukarıda zikrettiğimiz bağlar yetseydi eğer,
Hallac-ı Mansur’u, Nesimi’yi çağdaşları anlardı. Hz. Muhammed’i amcası Ebu
Leheb anlardı.
Mevlâna’yı anlamak, akıl+gönül+ kültür ve yaşamak işidir.
XIII. Yüzyıl Anadolusu’nun Siyasi ve Sosyo-Kültürel Durumu
XIII. yüzyıl Anadolu’sunda genel durum pek iç açıcı değildi. Kaos ve
krizlerin pençesinde inleyen, umutsuzluğun ve karamsarlığın hakim olduğu bir coğrafyada
iki şey vardı: Katliam ve kargaşa...Kardeş kavgaları, siyasi otorite boşluğu,
mezhep çatışmaları, cemaat kavgaları, hizipçilik, siyasi ve dini kaynaklı
isyanlar, sapık ve batıl düşüncelerin yaygınlaşması, toplum simsarlarının
halkın özgüvenini tahrip etmesi ve bütün bunlar karşısında insanların ne
yapacağını bilememekten kaynaklanan dayanılmaz sancıları...İnsanlar, neye
inanıp neye inanmayacaklarını bilemez bir halde, olup biteni seyretmekle
yetiniyorlardı. Adeta kurtarıcı bir el, muştu dolu bir ses bekleyişi
içindeydiler. Korku ve ümit arasında yürekler çarpıyor, ayrılıkları
gayrılıkları kaldırıp tevhid sancağı altında birlik ve beraberlik mesajı
getirecek kutlu bir insanı bekliyorlardı.
Bir yandan iç karışıklıklar, taht kavgaları, diğer yandan Moğol zulmüne
maruz kalan Anadolu insanı sevgiye, barışa ve huzura hasret kalmıştı.
Anne: (Mümine Sultan)
Mevlâna, Mesnevisi’nin bir beyitinde: “Kadın
Allah nurudur. Sevgili değil yaratıcıdır(doğurgan)” buyurur.
Peki nasıl oluyor da yaşıtlarından daha olgun yetişti, bu denli derin
ilmi derceye çocuk yaşta kavuşması avantaj mı değil mi?
Her beldeden ayrı bir tad alan Mevlâna, çiçek çiçek öz toplayan arı
gibiydi. Vakit gelince de elvan elvan çiçeklerden topladığı özlerden peteklere
balını dökecekti.
Ve Konya’ya Geliş
Bir an olsun meclisimiz beze.
Beze de gökyüzü, geceyarısında
güneşi apaçık görsün.
Selçuklu Konya’sı Türklerle ilk kez Afşın Bey zamanında tanışır. Bu bir
kuşatma olmaz. Nihayet Sultan Kılıç Arslan Konya’ya yerleşir ve başkent yapar.
Artık Türk-İslam ruhu Konya topraklarında yeniden canlanmaya başlar. Sultan
Murat devrinde Anadolu “Turkia” Türkiye adını alır. Bu değişime uygun olarak
Konya şehri de Türk’ün lehine değişmeye başlar.
Mevlâna’nın Halvete Girişi
İyilik ettiğin müddetçe görürsün
ki iyi yaşamaktasın, gönlün rahat. Fakat bir kötülükte bulundun, bir fenalık
ettin mi o yaşayış, o zevk gizleniverir.
Aşkı Acıda Arayanların Alın Yazısı ve Şems
Gözyaşıdır ki yıkayarak yakar, yakarak yıkar. Arıtır ve eritir;
temizler ve gizler...Fazilettir, diyettir...
“En büyük ilim gene üç şeyle kaimdir:
Konuşan bir dil, şükreden bir kalp ve sabreden bir vücut.”
Kıvılcımın Mevlâna’ya Düşmesi
AŞK dediğin ya Allah’tan gelmeli...ya Allah için
olmalı...ya da Allah’a ulaştırmalı; yoksa yerle bir olmalı...
Kıvılcımın Ateşe Dönüşmesi
...ama piştim, yandım. Zaten beni senden başkası
yakamazdı...
Mevlâna Şems Dostluğu Üzerine
Her harfi yoluna heceledim!...Ve bilesin üstüne aşkı
giydirdiğim bu yüreğe; ben söz verdim; hiçbir harfi, sensiz bir cümleye kurban
etmedim.
Şems: Susmak sessiz kalmak değil
dışarıya karşı sağır olmak da değil. Biz aleme gürültü için geldik. Bu gürültü
kulağın değil yüreğin kıyameti olmalı. O halde kıymet bilmezlerden seni anlamalarını
bekleme.
Bütün mutasavvıflar gibi Mevlâna da
tasavvufta şu üç ana düstura uygun yaşamıştır. Az yemek, “Açlık Rab hastalarının ilacıdır”, az
uyumak, az konuşmak.
“...iki deniz birleştiren” bir dostlukları...
Şems ve Mevlâna’nın İlk Ayrılıkları
“Dayan
gönlüm!..Biçare değilsin Yaradan sana yâr.
Kimsesiz değilsin, yanında ‘Kimsesizler kimsesi’ var!..Biliyorum!
Sığmazsın hiçbir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki
her gecenin mutlaka bir sabahı var.”
Şems’in Konya’ya İkinci Kez Gelişi
Lisânı ağızda
olanı değil, lisânı gönülde olanlara yâr et bizi...Tebessümü simâsında olanı
değil, tebessümü gönülde olanlara kat bizi...Aşkı tende sananı değil, aşkı
ruhunda can bilenlere arat bizi...
Nurlar bağışlayan yüzünden ışıklar
saçarak geliyor.
Yanma Dönemi Gönüldaş Selâhaddin
Ey arayan kişi!
Ben O’yum, O da ben...
Mevlâna’da Ölüm Anlayışı
Ey ölümden korkup kaçan kişi, işin aslını, sözün de doğrusunu
istersen, sen ölümden korkmuyorsun, aslında sen kendinden korkuyorsun.
Çünkü ölüm bir aynadır. O aynada görüp ürktüğün, korktuğun da ölümün
çehresi değil, senin çirkin yüzündür. Sen kendi çirkin âmelinden, kendi çirkin
yüzünden korkuyorsun.
Sen ne isen ölüm de odur. Korkacaksan sen kendinden kork.
Mevlâna’nın Vasiyeti
Hz. Mevlâna’nın bütün insanlığa seslendiği vasiyeti şöyledir:
“Gizli ve aşikâr olarak Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Az yemek
yemenizi, az uyumanızı, az söylemenizi, buyruğa boyun eğmenizi, kötülük etmemenizi,
oruca devam eylemenizi, namazı terk etmemenizi, şehvetten kesilmenizi,
mallarını beyhude yere harcayanlarla, ayak takımı ile oturup kalkmamanızı,
kerem sahibi ile salihlerle muhabbet etmenizi size vasiyet ederim. İnsanların
en hayırlısı, insanlara faydalı olandır, hayırlı söz az ve öz olandır; Hamd tek
olan Allah’a mahsustur.”
Hz. Mevlâna’nın Ünvanları
“Mevlâna”, “efendimiz” anlamına gelmektedir.
Toplum İlişkileri
Hiçbir inanç ayrımı yapmaksızın herkese aynı bakış açısıyla yaklaşıyor,
hiçbir kimseyi küçümsemiyordu. Müridlerine sözleriyle, hal ve takrirleri ile bu
hususta da örnek oluyordu. Bir gün semâ dönerken meclise sarhoş bir Hıristiyan
dahil olmuştu. Sema’nın en ateşli vaktinde, Mevlâna ve semâzenler kendilerinden
geçmiş bir halde dönerken, bu sarhoş Hıristiyan birkaç kez yalpalayarak yürür
ve Mevlâna’ya çarpar. Müridler onu fena halde azarlamak istediler. Mevlâna
müdahale ederek şöyle buyurdu: “Şarabı o içmiş, sarhoşluğu siz
ediyorsunuz.” Dediler
ki, “o, Hıristiyan’dır.” Buyurdu ki, “o, korkan kimsedir. Ya siz niçin
korkmuyorsunuz?” İşte barış tüten, birlik kokan elvan elvan hoşgörü busesi
sunan ahlâki kişilik.
İnsan İlişkileri
Hasımları, Mevlâna’ya, “Senin
müridler cahil cühela taifesi, eğitimsizlerle ne işin var?” diye sordular.
Mevlâna cevap verir: “Eğer benim
müridlerim iyi olsalardı, ben onların müridi olurdum. Kötü oldukları için ben
onları tercih edip kabul ettim, ta ki değişsinler, iyi olsunlar.”
Mevlâna dünya malına tamah etmez, kendine gelen hediyeleri, iaşe
erzaklarını yardıma muhtaç insanlara dağıtırdı. Kendisi az bir para ile
geçinirdi. Çoğu zaman ömrünü oruç tutarak geçirdiğinden iaşe zorluğu çekmezdi.
Evinde yiyecek bulunmadığı zamanlar sevinirdi. “Allah’a şükürler olsun bugün
evimiz Peygamberlerin evi gibi olmuş” derdi.
Hayatından Hatıralar
Hakk’ın lûtfuyla bazen umutsuzluktan bile umutlar doğar. Ey gönül,
sakın umutsuzluğa düşme! Allah’tan umudunu kesme ki, bazen can bahçesinde,
söğüt ağacının dalı bile hurma verir.
Dünya Dediğiniz Avucumun İçi Kadardır
“En büyük saadet, en büyük sermaye, helalinden kazanıp, hayır ve
hasenat yaparak ahirete göndermektir. Buna rağmen asıl sermaye, mal, mülk, para
sahibi olmak değil, ilim, amel, ihlas ve güzel ahlâk sahibi olmaktır” buyurdu.
Mevlâna’da Kur’an ve Kur’an’ın Manâsını Anlamak
Mevlâna, Kur’an’ı güneşe benzetiyor. Güneş ve ışık ısısını eşit bir
şekilde verir ama insanlar, kuşlar, çiçekler, denizler, yıldızlar...kendi
kabiliyetleri oranında ihtiyaçları kadarını alırlar. Bütün kitapların anası
olan bu Kur’an’ı yüz insan okusa, yüzü de ayrı şeyler hissederler. Yüz ayrı
çiçeğin güneşten ayrı ayrı renk aldığı gibi.
Sinek de bir
haftalık ömründe havada uçarken, şahine kafa tutmaya kalkabilir, ama şahin bu
sinek vızıltısına hiç aldırmaz. Gökyüzünde geceleyin dolunay yoluna devam ederken köpeklerin ulumaları
dolunaya hiç zarar vermez.
Yarı tarafın misk, yarı tarafın pisliktir. Pisliği azalt da miski
artır.
Mevlâna’da Allah Aşkı
“Allah, kâinatı zaten “aşk-ı zâti” sebebiyle oldurmuştur. O’nun en
yakınları aşıklarıdır.”
Fakat aşkı
örtmek nedir? Ateşi yün ve pamuk içinde gizlemektir: Ne kadar örtersek o kadar
meydana çıkar. Ben onu örtmeye kalkışdıkça o, bayrak gibi baş kaldırır, işte buradayım,
der...
Âşık, hakkiyle âşık ise, tam ve kâmil bir Tanrı mazharıdır. Çünkü
Allah, kâinattaki her varlıkta bir sıfatı ile fakat âşık’ının gönlünde
bütünlüğü ile, bütün sıfatları ile tecelli etmektedir.
Mevlâna’da Gönül Zenginliği
“Gönül buğday tanesine benziyor,
Bizse değirmene.
Değirmen nereden bilecek,
Bu dönüşün hikmeti ne?
Değirmen taşına benziyor beden
Düşünce ve kaygı onun suyu
Su hep onu dinledi.
Taş başından geçeni söyledi.
Düşünce ve kaygı suyuyla dönen insan değirmeni...”
“Dolap niçin inlersin?
Derdim vardır inilerim
Ben Mevlâ’ya âşık oldum,
Anın için inilerim.”
Mevlâna şöyle der:
“İnsan vardır, buğday öğütür, semizler. Semizledikçe gözünü dünya hırsı
bürür. Hiç kimseyi görmez olur. Onun gözü taamda, altında, gümüşte, mal-mülk
edinmekte...Yoksullara sağ eli bir lokma verecek olsa sol eli onu geri çeker,
engel olur. Bu doymaz beden, bu sürekli hırs ve tamah üreten bu nefis değirmeni
insanoğlunu sevgiden, şefkatten uzaklaştırır. Onu hemcinsine yardım etmekten
alıkor.”
Hazreti Peygamberimiz bir hadisinde: “El-fakru fahri ve bihi et tahiru”
demiştir. Yani “Yokluk,
yoksulluk benim iftiharımdır, övüncümdür” demektir.
Eserleri
Mevlâna’dan bütün insanlara miras kalan hazineler şunlardır:
1.Mecalis-Seb’a
2.Divan-ı Kebir
3.Fihi Mafih
4.Mektubat
5.Mesnevi
Mevlâna, açıklamaları ve verdiği örnekleriyle genelde insanın, özelde
ise eşya ve tüm varlıkların Allah ile olan ilişkisini açıklamayı hedeflemekte,
dünya ve âhiret birliğinin dirliğinin yolunu anlatmaya çabalamakta; hakkı
görmenin, hakla olmanın, yakîne ermenin yolunu göstermeye çalışmaktadır.
Divanı Kebir’den (Büyük Divan) Seçmeler
Aşk sayesinde
öfke, merhamete dönüşür.
Batı Dünyası
Burada ünlü filozof Nietszche üzerinde
durmak gerekiyor. Nihilizm “Hiççilik”
kuramının sahibi ve Avrupa’yı derinden etkileyen Nietzsche, meşhur sloganı “Neysen o ol” sözünü, Mevlâna’dan
esinlenerek söylemiştir. Çünkü Mevlâna “Neyi
düşünürsek oyuz” sözüyle ya da “olduğun
gibi görün, ya da göründüğün gibi ol” teorisiyle kişinin kendini bilmesi,
kendi olması tezinin mimarıdır.
Muhammed İkbal (1877-1938)
Muhammed İkbal kâmil bir Müslüman olarak
Allah’ın kitabını, Peygamber’in sünnetini ve Mevlâna’nın öğretilerini kendisine
rehber edinmiş ve diğer Müslümanların da gaflet uykusundan uyanmaları için çaba
sarf etmiştir. Muhammed İkbal de tıpkı manevi mürşidi Mevlâna gibi İslâm
dünyasının bunalımlı bir döneminde yaşamıştır. Hint ve Pakistan Müslümanlarının
İngiliz sömürgesi altındaki zulümlerine tanık olmuştur. Müslümanların yegâne
kurtuluş reçetesinin vahdet sırrına ermekle mümkün olacağına inanmıştır.
İkbal’in hemen hemen bütün Farsça eserleri
Mevlâna’nın şiirleri ve sözleriyle başlar. Eserlerinde sanki Mevlâna ile
birlikte yaşamış gibi bir üslup kullanır. Gönül birlikteliğini zaman birlikteliğiyle
eş tutar. İkbal, Müslümanların özlerine dönmelerini arzular. Mevlâna
öğretilerinin insanlığı kurtuluşa götürecek bir rehber olduğunu savunur.
Mevlâna’yı Asya kültürüne tanıtan Muhammed İkbal’dir.
Mevlâna’nın Etki Gücünün Kaynağı Nedir?
“Ey
bizim sevdası güzel olan aşkımız, ey her derdimizin tabibi, şâdol!” diye
seslenmektedir. Ve yine: “Peygamberimizin
yolu aşk yoludur. Ben aşka tâbiim, rehberim, hocam
odur!” demektedir.
Mevlânaca Anlayışlar
Sabır, Allah’ın üzerine “zafer
geldi çattı” diye yazdığı demir kalkandır.
Mevlâna’da Edeb Anlayışı
Mevlâna düşüncesinde edebin en önemli ölçüsü
“başkalarının senden rahatsız olmamasıdır.” Bu harika anlayışın ana
zemininde Hz. Peygamber’in “Mümin, insanların elinden ve
dilinden emin olduğu kimsedir...” sözü vardır.
“İnsanoğlu edepten nasibini almamışsa, insan değildir.
Esasen, insanla hayvan arasındaki fark da edeptir. Gözünü aç, Allah’ın kelâmına
bak, bütün Kur’an, ayet ayet edepten ibarettir.”
Mevlâna’da Bilgi Anlayışı
Dünyevi aşk; ilahi aşkın bir basamağıdır. İlahi aşka götüren bir ilk
mekteptir. İlahi aşkın öğretilmesi ve ona alışılması için bir ön şarttır.
Mevlâna’nın Aşk Anlayışı
Kâinat aşkın
hürmetine yaratılmıştır. Aşkta çok büyük bir güç saklıdır. Bu güç her şeyi
değiştirmeye kâfidir.
“Bir gece aşka: ‘Sahi sen kimsin?’ diye sordum.
O: ‘Ben ebedi hayatım; devam eden mutlu hayatım’
dedi.
Aşk, ikiliği kaldırır, anlaşmazlıkları çözer, insanı bencillikten
dünyaya tamahtan uzaklaştırır. Aşkın en güzel süsü güzel ahlâktır. Aşk ahlâkı
üstünleştirir. İnsanı bayağılıktan kurtarır.
Mevlâna ve İnsan Hakları
“Yine de gel, yine de, ne olursan ol, yine de gel.
Hıristiyan, Mecusi, Putperest olsan da yine gel.
Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir.
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel.”
Mevlâna’dan İnsanlığa Armağan: Kurtuluş Reçetesi
“Nefis köpeğinin boynuna bir tövbe zinciri vursam onu ihtiyarlatsam,
belki onun azgınlığını gideririm diye düşündüm. Fakat o, bir leş görünce
zinciri koparıp saldırıyor.”
Mevlâna, huzura ermek için iki korkunç düşmanla cihad etmemizi
önermektedir: Birisi
şehvet, diğeri de hiddettir.
Engin Hoşgörüsü
“Oğlum, eğer, düşmanının da seni sevmesini
istiyorsan, kırk gün onun hayrını ve iyiliğini söyle, göreceksin ki o düşman
senin en yakın dostun olacaktır. Çünkü gönülden dile, dilden de gönüle yol
vardır. Sevmek her şeyi, her
yaratığı sevmek, ruhu olgunlaştırır, insana huzur verir. Bu sevginin
kapıları Allah sevgisiyle açılır. Allah’ı seven, Allah’ın birliğine inanan kişi
kulluğunu sevgiyle gösterir. Bir insanın, başkalarında kusur görmesi,
ayıplaması, gerçekte kendi kusurunu görmesi demektir. İnsanın önce kendisindeki kin, kıskançlık, hırs,
zalimlik gibi kötü huylarını görmesi, onlardan temizlenmesi gerekir.
Ondan sonra başkalarını kınamalıdır.”
Birlik nefesini üfle de hepimiz toplanalım.
Bir araya gegelim, bir olalım, Suretler bir an olsun, tamamiyle ortadan
kalksın. Kendimizden geçersek, suyla aynı renge gireriz. Biz bir ağacın
dallarıyız, hepimiz kapı yoldaşıyız.”
Mevlevi ve Mevlevilik
Mevlâna Celaleddin Rumî’nin özel olarak
yaptığı zikir ve törenleri göz önünde tutarak ölümünden sonra oğlu Sultan Veled
tarafından kurulan tarikata, Mevlevilik denir. Tarikat kurallarına göre çile
dolduran, belli sınavlardan, denemelerden geçerek yetkili pirden el alan
kimseye verilir. Mevlevi olmak için pirden el almak, icazet almak gerekir.
Mevlevi’nin davranışları, giyim kuşamı, konuşması, çevresiyle ilgisi,
başkalarına karşı tutumu tarikat kurallarına göre belirli ve sınırlıdır.
Mevlevi dergâhının şeyhine “Çelebi” denir. Çelebiler, Mevlâna
soyundan gelen seçkin kimselerdir.
Çile, bir içe kapanış, bir öz eğitim,
kendini yetiştirme yoludur. Çileye törenle girilir, çileden törenle çıkılır.
Mevlevi adaylarına “Can” denir.
İnsan yalnız
aşk ile olgunlaşır.
Mevleviliğin temel ilkeleri genellikle on iki konuda toplanır:
1-İnsanlığa hizmet etmek.
2-Başkalarına her zaman güzel davranışın örneği olmak.
3-Mesnevi okumak ve Mutasavvıf olmak.
4-Aklı iyi kullanmak, hikmet sahibi olmak.
5-Dindar olmak.
6-İçini her zaman temiz tutmak.
7-Mevlâna’yı pir tanımak.
8-Mevlâna’nın yolundan ayrılmamak.
9-Allah’tan sonra Hz. Muhammed’e bağlanmak.
10-Bilim edinmek, bilgili olmak.
11-Alçakgönüllü, güler yüzlü, sabırlı olmak.
12-Maddi ve manevi bakımdan temiz olmak.
Semâ ve Kâinatın Hareketi
Başındaki sikkesi (nefsinin mezartaşı), üstündeki tennûresi (nefsinin
kefenidir). Kollarını çapraz bağlayarak, görünüşte “bir” rakamını temsil eden, böylece Allah’ın birliğini tasdik eden
Semâzen, Semâ ederken, kolları açık sağ eli dua edercesine göklere, Hak gözüyle
baktığı sol eli yere dönüktür. Hakk’tan aldığı ihsanı, halka saçmasıdır. Sağdan
sola kalbin etrafında dönerek, bütün insanları, bütün yaratılmışları, bütün
kalbiyle sevgi ve aşkla kucaklayışıdır.
Semâ töreni yedi bölümdür. Her bölümün ayrı mânâsı vardır:
Birinci bölüm: İlâhî aşkı temsil eden Peygamber Efendimizi metheden bir “na’t” ile başlar. (...) Peygamberimizi
methetmek, ondan evvelki bütün peygamberleri ve hepsini yaratan Allah’ı
methetmek demektir...
İkinci bölüm: ...bir kudüm darbesi duyulur. Bu vuruş Allah’ın kâinatı
yaratışındaki “Kün=Ol” emrini temsil
eder...
Üçüncü bölüm: Her şeye can veren “Nefesi” nefhay-ı alâhiyyeyi temsil
eden bir ney taksimi duyulur...
Dördüncü bölüm: Sultan Veled devridir. (...)
Beşinci bölüm: (...) semâzen üstündeki siyah hırkayı çıkararak, sembolik
olarak, hakikate doğar, kollarını bağlayarak bir rakamını temsil eder. Böylece
Allah’ın birliğine şahadet eder.
(...)
Birinci Selâm; insanın, bilgiyle hakikâte doğarak, Yüce Yaradan’ı ve
kendi kulluğunu idrâkidir.
İkinci Selâm; insanın, (...) Allah’ın kudreti karşısında hayranlık
duymasıdır.
Üçüncü Selâm; insanın hayranlık ve minnet duygusuyla “aşk”a
dönüşmesiyle, aklın “aşk”a kurban oluşudur. Bu tam teslimiyettir, Allah’a
vuslattır, sevgilide yok oluştur! (...)
Dördüncü Selâm ise, insanın manevi yolculuğunu tamamlayıp, kaderine razı
olarak, yaratılıştaki vazifesine, kulluğuna dönüşüdür. Bu Selâma Şeyh Efendi ve
Semâzen başı da iştirak ederler.
Bu noktada Semâazen, Allah’a, Meleklere, Kitaplara, Peygamberlere...iman
etmiş olmanın neş’esi içindedir. (...)
Altıncı bölüm: (...) Hangi tarafa dönerseniz, Allah’ın yüzü oradadır. (...
) (Bakara Süresi A. 115) âyetinin okunduğu Kur’an-ı Kerim tilâvetiyle devam
eder.
Yedinci bölüm: (...) okunan bir Fatiha ve devletimizin selâmeti için bir
dua ile son bulur.
Dedeler ve dervişler, semâ mukabelesinden sonra, kimseyle, konuşmadan,
tefekkür (meditasyon) için, sessizce hücrelerine çekilirler...
Mevlâna ve Hürriyet
...şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki Mevlâna Mesnevi’ye “hür ol”
emriyle başlamıştır.
Kanaatimizce Mevlâna bu beyti söylerken zihninde şöyle bir hayal
canlandırmıştı: Makam-mevki, para-pul, hırs, haset, tamah vs. gibi birçok bağla
bağlanmış, âdeta zincire vurulmuş bir insan...Mevlâna o insanın şahsında bütün
insanlığa seslenerek “Bu bağları çözün ve
hür olun” çağrısında bulunuyor...
İnsan-Ahlâk
İslâm dininde güzel ahlâk, dinin temeli kabul edilmiş; “İmanı en kâmil olan mümin, ahlâkı
en güzel olandır”, “İnsan, ibadet ve taatle kat edemediği mesafeleri güzel
ahlâkla alır” veya “Mahşerde teraziye ilk konacak şey ahlâktır” gibi hadislerle ahlâkın önemi ve
değeri vurgulanmıştır.
Ağaçlara su vermek adalet, dikene su vermekse zulümdür.
İnsan-Dünya
Böylece hangi dinde olursa olsun, insan
yalnız kendi dininin doğru olduğuna inanmakta, başka dinde olanları sapık yolda
saymaktadır. Halbuki Hz. Mevlana bu görüşe uymamakta, hangi dinde olursa olsun,
insanın, Hakk’ın yolunda bulunduğuna, yani Cenâb-ı Hakk’ın ona takdir ve tensip
ettiği yolda yürüdüğüne inanmaktadır. Bu sebeple O, İslâm’ın dışında olan hiç
kimseyi hor görmemekte, hiç kimseyi kâfirlikle suçlamamaktadır, İslâm’ın
dışında olan dinler, “Hak Din” değildir, ama Hakk’ın idare ve takdir ettiği
dinlerdir.
Gerçekten de Hz. Mevlâna’nın ifade buyurduğu gibi, camide el açıp
yalvaran Müslüman da, kilisede istavroz çıkaran Hıristiyan da, havrada dua eden
Musevî de Allah’ı düşünmektedir. Biz bir şekilde kalır, görünüşe kapılırsak,
insanları, inançları ve gittikleri mabetlere göre Müslüman, Hıristiyan ve
Musevî diye ayırırız. Halbuki, Allah’ın nazarında, hangi dinde, hangi mezhepte
olursa olsun, hepsi O’nun kulları olup, ezeli takdir ile O’nun çizdiği yollarda
yürümektedir.
Mevlâna’nın 24 Saati Nasıldı?
“Onun derdine
kulak astın, elemlerini dinledin mi bil ki bu o dertliye verdiğin zekâttır.
Dertli adamın tereddütlerle dolu, dumanlarla dolu bir gönül evi vardır. Derdini
dinlersen o eve bir pencere açmış olursun.”
Mevlâna Filozof mudur?
“Akıl ve zekâ taslamak İblis’tendir, aşk Âdem’den...”
Deveci ile Filozof
Çöllerde avare dolaşan bir filozof, devesi ile yolculuk yapan bir
köylüye rastladı. Nereden gelip nereye gittiğini öğrendikten sonra, devenin iki
yanına sarkmış çuvallarda neler olduğunu sordu.
Köylü:
-Onların birine buğday diğerine kum doldurdum...diye cevap verdi.
Filozof:
-Buğdayı anladım anlamasına da, kumu niçin doldurdun? diye sorunca
Köylü:
-İkinci çuval boş kalsaydı denge bozulurdu! dedi. Filozof gülmeye
başladı.
-Denge sağlamak için buğdayın yarısını bir çuvala, diğer yarısını da
öbür çuvala doldursaydın herhalde akıllıca davranmış olurdun, böylece zavallı
devenin de yükünü azaltmış olurdun, dedi.
Köylü şaşırmış bir halde filozofa hayran hayran bakarak:
-Sen, padişah yahut vezir olmalısın. Bu kadar akıl ancak onlarda olur,
dedi.
-Hayır, ben ne padişahım, ne vezir, dedi filozof.
-Öyleyse zengin bir tacirsin.
-Ne gezer, cebinde mangırı olmayan meteliksiz bir adamım ben. Bunca
hikmetin ve bilginin karşılığı olarak elimdeki şu değnek ve hırpani
kıyafetlerimle gezip dolaşıyorum çöllerde.
Köylü:
-Çekil git başımdan! diye bağırdı. Senin bilgi ve hikmet dediğin şeyin
bir faydası olsaydı, önce sana yarardı. Torbamın birinde buğday, diğerinde kum
olması, senin içi boş bilgi felsefenden çok daha iyidir.
Mevlâna Reenkarnasyon için ne demiştir?
Bizim bedenlerimiz birer evdir.
Ruhlarımız da o evlerde birer konuk.
Mevlâna’nın Tasavvuftaki Misyonu
Nasıl Anlaşılmalı?
Ben ne mal isterim, ne mülk; ne
devlet isterim ne saltanat. Bana o secde devletini ihsan et.
Mevlâna’da Kadın Erkek Çatışmasının Çözüm
Formülü Nedir?
Kadın hak nurudur; sevgili değildir...
Sanki yaratıcıdır, yaratılmış değil...
“Ya Olduğun Gibi Görün, Ya Göründüğün
Gibi Ol” Sözünün Öyküsü Nedir?
Bir gün Mevlâna yolda giderken sahip Isfahani’nin hanındaki fahişeler,
Mevlâna’nın önüne çıkarak ona secde edip hürmet gösterirler. Mevlâna, kendisine
hürmet gösteren kadınlardan bir tanesine “Rabia! Rabia! Rabia! Sizler ne kadar
yiğitsiniz ki nefisleri alt ediyorsunuz. Eğer sizler olmasaydınız, namusluların
namusu nasıl belli olurdu?” diye iltifat eder.
Sonrasında bu kadın, Rabia Hatun gibi tevbe ederek emrinde
çalıştırdığı sermayesi olan kızları azad ederek doğru yola erer ve Mevlâna’ya
müride olur. Bu kadının gerçek ismi Rabia değildir. Mevlâna onu Allah’ın veli
kullarından Rabia hatuna benzeyesin temennisinden dolayı Rabia diye sesleniyor.
Bu benzetmeden rahatsız olan halktan birisi Mevlâna’ya gelerek: “Mevlâna gibi
büyük bir insanın genelev fahişeleriyle böylesine ilgilenmesi ve onlara sokak
ortasında övgülerde bulunması anlamsızdır” der. Mevlâna ise, “Bu kadın olduğu gibi hareket ediyor ve olduğu gibi
görünüyor. Eğer sen de erkeksen ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi
ol” sözünü söyler.
Mevlâna Hacı Bektaş-ı Veli ile Hiç
Karşılaştı mı?
“Eğer sevgilin yok ise, niçin aramıyorsun?
Eğer sevgiline kavuştu isen, niçin sevinmiyorsun?”
Mevlâna’nın Gençliğe Tavsiyeleri Nelerdir?
Dostlarını
andığın vakit yüreğinin bahçesi çiçeklenir
Düşmanlarını andığın vakit yüreğine dikenler ve yılanlar dolar.
Mevlâna’nın Özlemini Çektiği Toplum Modeli Nasıldır?
Beri gel, daha
beri, daha beri
Bu yolculuk
nereye dek böyle?
Bu hır gür bu
savaş nereye dek?
Sen bensin
işte, ben senim işte.
Türbedeki Havuza Para Atmak Caiz mi?
Ziyarete gelenlerin havuz başında dua edip,
dilek tutarak metal paraları atması imanı zedeleyen, Müslümanlığı lekeleyen bir
inançtır, asla caiz değildir. Hayır ve şer sadece Allah’tandır. Kur’an-ı
Kerim’in onaylamadığı bir olayı Hz. Mevlâna gibi kutsal kitabın kölesi olan bir
misyon da tasvip etmez.
Yine yurdumuzdaki türbe ve yatırlarda
yapıldığı üzere bez bağlamak, mum yakmak, el yüz sürmek, taze Yasin, taze Fatiha
siparişi alıp vermek ve benzeri fiiller asla caiz olmaz. Bu durum Allah’a şirk
koşmak demektir. Hz. Mevlâna’yı ticari bir rant olarak kullanmaya çalışmak
vicdansızlık hatta bundan da öte Hz. Mevlâna’ya zulüm etmek demektir.
Mevlâna, Mürşid-i Kâmil midir?
Mevlevilik Tarikat mıdır?
Mevlevilik tarikat değil bir ekoldür.
Mevlâna da bir şeyh değildir. Tarikat ve şeyh sadece kendisine dahil olanı,
intisap edeni kucaklar ve evrenselliği olamaz. Oysa Mevlâna, kendisini
seven-sevmeyen, benimseyen-reddeden herkesi dil, din ve renk ayrımı
gözetmeksizin kucaklıyan bir mürşid-i kâmildir. Mükemmeliyete ermiş bir
rehberdir.
“Kendini bilen Rabbini bilir.”
“İlim, eğer seni senden almıyorsa
Bilgisizlik, bu ilimden yüz defa iyidir.”
Mesnevi’de Niçin Müstehcen Örnekler
Verilmiştir?
Günümüzde de
şehvet belasından nice yuvaların yıkıldığı depresyon illeti ile karşı karşıya
gelen insanların bu tür telkin verici öğütlerden yoksun kalınca cinayetlerle,
intihar ve eroin krizleri ile hayatları sona eren birçok dramatik olayların
yaşandığı inkâr edilemez bir gerçektir.
Mevlâna Mezhepsiz midir? Mezhebi Varsa
Hangi Mezheptendir?
Mevlâna, İslâmiyete aşk yoluyla bağlı
olduğu için aşık mezhebindendir. Mevlâna, taassuba bağlı mezhepciliği
reddederek, şucu-bucu hastalığına karşı halkı uyarmayı kendine misyon
edinmiştir. İnadi mezhepciliğin, iradi kulluğa engel olduğu fikrindedir. Mevlâna,
tevhid ve sünnetullah eksenli birleştiricilikten yanadır.
Mevlâna’nın Günümüze Yansıması
Kimden kaçıyoruz, kendimizden mi? Ne olmayacak şey!
Kimden kapıp kurtarıyoruz. Haktan mı? Ne boş zahmet!
Kaçsan kaçsan nereye kadar kaçacaksın ki,
Kitap buyurmuyor mu? “Ey insan kaçış nereye?”
Şikâyetler listesi kabarık, şükür ikliminden mahrum
bir toplum olduk. Kime sorsanız bir şeylerden şikâyetçi. Herkes bir çıkış yolu
arayışında. Herkes şikâyet ediyor ancak bir yerden başlayan yok. Bir yerden
başlamak gerekiyor.
Mevlâna Hazinesinden Sözler
“İnsaf et, aşk
iyi bir şeydir; ona halel veren ise senin kötü huyundur. Sen şehvete aşk adı
koymuşsun, fakat bilsen şehvetle aşk arasında ne uzun bir yol var!...”
Gençler bütün dünyayı ağzına kadar ilimle, güzellikle dolu bir testi
bilin. Çeşme akarken testileri doldurmayı unutmayın. İhmal ederseniz, bilin ki
ya çeşme kurumuştur, ya da testi kırılmıştır.
Düşmanın muhabbeti seni mahzun etmesin.
Senin iyiliğin düşmanını mahcup etsin.
Aşık ol, agâh ol, arif ol, hikmet iç.
Ey insan! Haddini bil. Ali cenap değilsen
iyi bir kul ol. Ticaret ehli değilsen dükkân açma. Hal ehli değilsen ağzını
açma. Büyüklerin olduğu mecliste ahkâm kesme. Körler çarşısında ayna satma
gafil. Ehil olamıyorsan bari edepli ol.
Ey insan! Kötü huylarını
diken bil. Dikenlerin sana ve başkasına batıp canları acıtmaması için dikenleri
yeşertip canlı tutma. Taze dikenlerle kendini perişan, dostlarını hüsran kılma.
Kurut dikenleri ki gönlün hoş ve hoşnut olsun.
Ümitsiz edip, gönlüne eziyet etme. Geceye bakıp karartma kendini. Bak ki ne doğacak güneşler
vardır. Dünya imkânlarla, çarelerle, dermanlarla doludur. Her şeyin bir
çaresi vardır. Ölümden gayri. Bil ki ölümün de çaresi vardır. O da ölmeden önce
ölmektir.
Birisi seni övmeye başlamışsa bil ki
arkasından hakaret gelecektir.
Başarıdan gururlanma. Başarı Hakk’ın
ihsanıdır. Ey varlığa erişen kişi aklını başına al da kuvvetin eğreti olduğunu
bil. Malına makamına güvenme.
Sevgisiz
insandan kork.
Yaşlanmaktan kork, gençliğinin kıymetini bilememişsen. Unutulmaktan
kork, arkanda iyi bir eser bırakmamışsan. Ölmekten kork, ölmeden önce ölmeyi
becerememişsen...
Aşk, kıblemdir,
sevgi secdemdir...Her ibadeti bozmanın keffareti vardır, aşkın keffareti de nardır...
Kibir nedir? Kendisinden habersiz, kendini bilmeyen insanın durumudur.
Tıpkı güneşten haberi olmayan buzun kendini bir şey zannetmesi gibi...
Mevlevilikte Şems Muhabbeti Nedir?
Hz. Mevlâna’nın da bulunduğu bir mecliste hadis, ayet, kelâm-ı kibar
konuşulurken yâni “Allah Kitabında şöyle buyurdu, Resulullah şu mevzûda şöyle
buyurdu” şeklinde sohbet yapılmakta iken âniden kapı açılıp içeri Şems-i
Tebrizî girer. Der ki; “Bırakın bu dedikoduları ‘Allah şunu dedi, Resulullah
bunu dedi! Sen ne diyorsun sen?” Demek istiyor ki Hz. Şems, “Allah’ın buyurduklarından, Resulullah’ın
tavsiyelerinden sen ne anlıyorsun?” Zira, Resululullah’ın buyurduğu bu ilim
rütbesine erişmek; bu büyük sözleri, Allah’ın ve Resulü’nün sözleri dâhil bütün
sözleri nakledecek derecede bilmek demek değildir. O sözleri aşk ile yoğurup, oluş
hâline getirebilmektir. İşte o zaman, yükselme hâsıl olur.
Aşkın ilimleşmesi diye târif edebileceğimiz tasavvuf...
Her fiili ve sözü insanlığın yol göstericisi olan Hz. Peygamber
Efendimiz, bizi sevgiye, sevgi yoluna teşvik ederken şöyle buyurmuyor mu;
“Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız. Beni her şeyinizden
ziyâde sevmedikçe imanınız kemâle gelmez.”
Rabbimiz sevginin ölçüsünü bildiriyor. Sevginin
kantarı fedakârlıktır, vermektir. Kuru laf değil. Her iddia ispâta muhtaçtır.
Aşk iddiasının ispâtı vermekle olur.
Âşık odur ki; kılar cânın fedâ canânına
Meyli canân etmesin her kim ki kıymaz canânına
Cânım, canâna vermektir kemâli âşıkın
Vermeden can itiraf etmek gerek noksanına
Fuzûli
Zühd ve Takvâ
Akıllılar önceden feryad ederler, bilgisizlerse işin sonunda başlarına
vururlar.
Kendi Ayıbını Görmek
Be hey kaltaban! Çukura düşmüşsün, kuyudasın sen. Başkalarını bırak,
kendine bak!
Adalet ve Zulüm
Bilmiyor musun ki benim için kuyu kazarsan nihayet kendin düşersin.
Aşk ve Âşık
Kimde aşk
endişesi yoksa, o kanatsız kalmış bir kuş gibidir, vah ona!
Aşk vefakâr
olduğu için vefakâr olanı satın alır.
Bu dünya
pazarında sermaye altındır; o dünyada ise aşk ve iki ıslak göz.
Bakmak ve Görmek
Gözün bir an içinde gördüğünü, dil yıllarca söylese anlatamaz.
Bilgi ve İnsanın Hakikati
Bu doğru, şu yanlış; bunları biliyorsun da kendin eğri misin, doğru
musun? (Ona) bir bak!
Cömertlik ve Bağış
Belâyı def etmenin çaresi, sitem etmek
değildir. Bunun çaresi bağıştır, aftır, cömertliktir.
Dinlemek ve Konuşmak
Ey dil, sen de hem bitmez tükenmez bir
hazinesin; hem dermanı olmayan bir dertsin!
Erkek ve Kadın
İnsan, yiğitlikte Zaloğlu Rüstem bile olsa,
Hamza’dan bile cesur olsa yine de hükmetme konusunda karısının esiridir.
Gençlik ve İhtiyarlık
Yarın yaparım deme. Nice yarınlar geçti. Ekin zamanı tamamıyla
geçmesin, dikkat et!
Gönül
Topraktan biten güller mahvolur gider. Gönülden biten güller ise
kalıcıdır ve ne hoştur!
Hırs ve Tamah
Ey oğul! Hırslı olanlar mahrum kalırlar. Hırslı insanlar gibi hızlı
hızlı koşma; yavaş yürü!
İyi ve Kötü Arkadaş
Dost, yolda
arkadır, sığınaktır. İyice bakarsan görürsün ki, yol sevgiliden ibarettir.
İyi kişilerle dost olmayan, elbette kötü kişilerin yanında yer alır,
onlara komşu olur.
Kim, (iyi)
dostlarla düşer kalkarsa külhanda bile olsa gül bahçesindedir.
Tevazu ve Kibir
Şükret, mağrur olma, ululanma; kulak ver,
kendini hiç önemseme!
SON SÖZ
“Ümitsizlik tarafına gitme ne ümitler var
Karanlıklara gitme ne güneşler var.”
